Yayın Tarihi:
08 Haziran 2026 13:51Güncelleme Tarihi:
08 Haziran 2026 13:51Yayın Tarihi:
08 Haziran 2026 13:51
Bir sanat fuarına ilk kez giren biri çoğu zaman önce kalabalığı fark ediyor. Farklı dillerin birbirine karıştığı koridorlar, eserlerin önünde uzun uzun duran insanlar, galericilerle yapılan kısa ama dikkatli sohbetler... Sanat piyasası dışarıdan bakıldığında yalnızca eserlerin sergilendiği bir alan gibi görünebiliyor. Oysa perde arkasında çok daha büyük bir yapı işliyor. Koleksiyonerlerin karar süreçlerinden galerilerin konumlanmasına, müzelerin etkisinden vergi politikalarına kadar uzanan geniş bir ekosistem sanat dünyasının yönünü belirliyor. Türkiye'de çağdaş sanat piyasasının son 20 yılda geçirdiği değişimin de bu hareketli yapının içinde şekillendiğini görebiliyoruz. Sanat fuarlarının artması, koleksiyoner profilinin dönüşmesi ve uluslararası galerilerin İstanbul'a ilgisi, sanat piyasasını daha görünür hale getirdi. Özellikle genç kuşağın dijital platformlarla birlikte sanata yaklaşım biçimi de değişmeye başladı. Artık koleksiyonerlik yalnızca eser satın almakla sınırlı ilerlemiyor; araştırma yapan, sanatçıyı takip eden ve uluslararası piyasayı izleyen daha aktif bir profile dönüşüyor.
Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ile Türkiye'de koleksiyonerlik kültürünün yıllar içinde nasıl değiştiğini, sanat piyasasında değerin hangi dinamiklerle oluştuğunu ve İstanbul'un uluslararası sanat dünyasındaki yerini konuştuk. Güreli, sohbet boyunca sanat fuarlarının piyasaya etkisinden vergi politikalarına, yeni nesil koleksiyonerlerin bakış açısından küresel sanat ortamındaki değişime kadar uzanan farklı başlıklara da değindi.
*Türkiye'de koleksiyonerlik kültürünün son yıllarda daha görünür bir yapıya ilerlediğini görüyoruz. Sizce bu dönüşümde en belirleyici kırılma noktası neydi?
Türkiye'de koleksiyonerlik kültürünün en önemli kırılma noktası, sanatın dar bir çevrenin ilgi alanı olmaktan çıkıp daha geniş bir kültürel ve ekonomik ekosistemin parçası haline gelmesiydi. Galerilerin çoğalması, özel koleksiyonların görünür hale gelmesi ve sanat fuarlarının düzenli buluşma alanları yaratması bu dönüşümde belirleyici oldu. Contemporary Istanbul da bu süreçte önemli bir eşik yarattı; koleksiyonerler, galeriler, sanatçılar ve uluslararası sanat profesyonelleri ilk kez bu ölçekte aynı platformda bir araya geldi.

*Contemporary Istanbul'un yıllar içinde koleksiyonerlik alışkanlıklarını da etkileyen bir platforma dönüştüğü konuşuluyor. Contemporary Istanbul'un koleksiyon oluşturma alışkanlıkları üzerindeki etkisi ne oldu?
Contemporary Istanbul, koleksiyonerliği daha görünür, erişilebilir ve uluslararası hale getirdi. Koleksiyonerler farklı ülkelerden galerileri ve sanatçıları doğrudan görme fırsatı buldu. Ama en önemli dönüşüm şeffaflıktı. Fiyat karşılaştırmalarının mümkün hale gelmesi piyasayı olgunlaştırdı. Koleksiyoner profili de değişti; artık yalnızca eser alan değil, sanatçıyı takip eden, uluslararası piyasayı izleyen ve koleksiyonunu belli bir düşünce etrafında geliştiren bir yapı var.
*Sanat piyasasında fiyat ile değer arasındaki ilişkinin her zaman aynı noktada ilerlemediği görülüyor. Türkiye'de bir sanat eserinin değeri nasıl oluşuyor?
Fiyat ile değeri birbirinden ayırmak gerekiyor. Fiyat, arz-talep dengesiyle kısa vadede belirlenir. Değer ise çok katmanlı ve uzun vadeli bir olgudur. Sanatçının üretim sürekliliği, galeri temsiliyeti, sergi geçmişi, müze koleksiyonlarına girişi, eleştirel görünürlüğü; bunların hepsinin üst üste birikmesiyle oluşur. Türkiye'de sanat piyasasının daha kurumsal ve şeffaf hale gelmesi gerekiyor. Vergisel düzenlemeler burada çok önemli. Sanat eserlerinde KDV yükünün azaltılması, müzelere yapılan bağışların vergi matrahından düşülebilmesi, bunlar soyut teknik meseleler değil. Fransa'daki mécénat sistemi, ABD'deki 501(c)(3) vakıf modeli tam bu yüzden var. Şu an Türkiye'de sanat eseri alımında yüzde yirmi KDV var; AB'nin büyük bölümünde bu oran beş ile yedi arasında. Bu fark, uluslararası galerilerin buraya satış yapmaktan çekinmesine, koleksiyonerlerin ise yurt dışından alım yapmasına yol açıyor. Değer oluşumunun önündeki en büyük engel kurumsal değil, yapısal.
*Bir fuarda eser seçme süreci dışarıdan oldukça hızlı görünebiliyor. Siz koleksiyonerlerin karar anlarını nasıl gözlemliyorsunuz?
Karar süreci genellikle üç aşamada ilerliyor: Önce duygusal bir karşılaşma, ardından sanatçının geçmişi ve galerinin yaklaşımına dair araştırma, son olarak eserin kendi koleksiyonu içindeki anlamını değerlendirme. Bu nedenle ön gösterim günleri büyük önem taşıyor. 'At First Sight' günümüzü tam bu amaçla geliştirdik, koleksiyoner kalabalık ve stres olmadan bakar, sohbet eder, düşünür. En ciddi alımlar o sakin ortamda gerçekleşiyor.
*Son yıllarda koleksiyonların daha uluslararası bir yapıya yöneldiği dikkat çekiyor. Türkiye'de sizce koleksiyonlar bugün daha yerel mi yoksa daha global mi şekilleniyor?
Türkiye'de koleksiyonlar uzun süre yerli sanatçılar etrafında şekillendi. Son yıllarda ise koleksiyonlarda uluslararası sanatçıların görünürlüğü belirgin biçimde arttı. Bugün koleksiyonerler Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Amerika'dan sanatçıları da koleksiyonlarına dahil ediyor. Focus Asia programı da bu yaklaşımın bir parçası. İstanbul'un Asya ile doğal yakınlığını kültürel ve koleksiyonel ilişkiler üzerinden güçlendirmeyi hedefliyoruz.
*Sanat dünyasında fiyat, görünürlük ve prestij arasındaki ilişki uzun yıllardır tartışılıyor. Sizce sanat piyasasında fiyat ve prestij ilişkisi nasıl kuruluyor?
Sanatta fiyat ve prestij birbirini etkiler ama aynı şey değildir. Yüksek fiyat her zaman sanatsal değerin tek göstergesi değil. Asıl önemli olan sanatçının üretiminin tutarlılığı, eleştirel karşılığı, kurumsal görünürlüğü ve zaman içinde oluşturduğu güvenilirlik. Prestij; müze sergileri, bienaller, önemli koleksiyonlara giriş ve sanatçının uluslararası dolaşımıyla oluşur. Piyasa fiyatı ise bu prestijin ekonomik karşılığı olarak şekillenir. Türkiye'de piyasanın olgunlaşması için fiyat verisinin şeffaflaşması şart. Veri olmadan güven olmaz, güven olmadan derin bir piyasa oluşmaz.
*Dijital platformlarla birlikte yeni kuşak koleksiyonerlerin yaklaşımında da farklı bir yapı oluşuyor. Yeni nesil koleksiyonerler eski kuşaktan nasıl ayrışıyor?
Yeni nesil daha hızlı araştırıyor, daha global düşünüyor ve dijital platformları çok daha aktif kullanıyor. Bunu tek cümleyle özetlesem: Eski nesil koleksiyoner eseri alır ve salonuna asar; yeni nesil eseri alır, sanatçıyla fotoğraf çektirir, Instagram'a koyar, küratöre e-posta atar, müzeye öneri sunar. Koleksiyonerlik bir kimlik pratiğine dönüştü. Ayrıca yeni nesil fiziksel eserlerin yanında dijital sanat ve farklı mecralara çok daha açık bir yaklaşım sergiliyor.
*İstanbul'un uluslararası sanat dünyasında daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için yapısal başlıklar da daha fazla konuşuluyor. Türkiye'nin sanat piyasasında bir üst lige çıkması için ne gerekiyor?
Türkiye'nin güçlü sanatçıları, galerileri ve koleksiyonerleri var. Ancak bir üst lig için üç temel başlık öne çıkıyor: Vergi reformu, güçlü müze altyapısı ve uluslararası galeri varlığı. KDV düzenlemeleri, koleksiyon ve müze bağışlarını teşvik eden modeller ile uluslararası galerilerin İstanbul'da kalıcı yer alması kritik önem taşıyor. Güçlü bir sanat ekosistemi yalnızca iyi fuarlarla değil, uzun vadeli kültür politikaları ve yapısal koordinasyonla mümkün olabilir.
YENİ NESİL KOLEKSİYONER NEYİ DEĞİŞTİRİYOR?
"Eski nesil koleksiyoner eseri alır ve salonuna asardı; yeni nesil ise sanatçıyı takip ediyor, küratörle iletişim kuruyor, uluslararası piyasayı izliyor"diyen Ali Güreli, koleksiyoner profilinin son yıllarda ciddi biçimde değiştiğini söylüyor. Dijital platformlarla birlikte genç kuşak daha hızlı araştırıyor, farklı ülkelerdeki galerileri takip ediyor ve fiziksel eserlerin yanında dijital üretimlere de daha açık yaklaşıyor. Güreli'ye göre koleksiyonerlik artık yalnızca eser satın almakla sınırlı ilerlemiyor; aynı zamanda kültürel kimliğin ve kişisel ilgi alanlarının bir parçasına dönüşüyor.