USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Yayın Tarihi:

14 Ekim 2026 10:49

Güncelleme Tarihi:

14 Ekim 2026 10:49

Güncelleme Tarihi:

14 Ekim 2026 10:49

Yayın Tarihi:

14 Ekim 2026 10:49

Veriyi kalıcı değere dönüştürmek

Sürdürülebilirlik anlayışı, kurumsal sosyal sorumluluk ve ESG raporlamalarının ötesine geçerek yarattığı etkiyi ölçebilen yeni bir zihniyetle biçimleniyor. İş dünyasında geleceğin rekabetçiliği, vaatlerin ötesine geçip veriye dayanan kalıcı ve somut sonuçlar ortaya koymaktan geçiyor.

Veriyi kalıcı değere dönüştürmek
Eczacıbaşı Holding Enerji ve Sürdürülebilirlik Genel Müdürü Tolga Güneri; çifte önemlilik analizinden COP31 vizyonuna, topluluğun 63 MWp'ye ulaşan yenilenebilir enerji hamlesinden sosyal projelere uzanan etki odaklı yol haritasını Platin okurları için değerlendiriyor.

Dünya ekonomisi, sanayi devriminden bu yana karşı karşıya kaldığı en radikal kabuk değişimini yaşıyor. Yalnızca kârlılık odaklı geleneksel finans kapitalizmi, yerini çevresel, sosyal ve yönetişimsel boyutları işin merkezine koyan yeni bir ekonomik sisteme bırakıyor. Bu yeni düzenin adı: Etki Ekonomisi. Sürdürülebilirlik, uzun yıllar boyunca şirketlerin halkla ilişkiler bütçelerinden pay ayırarak yürüttüğü kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) projelerinden ibaret görüldü. Ardından gelen dönemde ise çevresel ve sosyal risklerin analiz edildiği ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) raporlamaları ön plana çıktı. Ancak günümüzde küresel pazarlar, regülatörler ve yatırımcılar için artık sadece niyet beyanları veya raporlanan rakamlar yeterli gelmiyor. Artık harcanan her kaynağın, hayata geçirilen her projenin toplumda ve doğada yarattığı 'net etki' sorgulanıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gibi küresel çatı yapılar, şirketleri varlıklarını sürdürebilmeleri için etki odaklı bir iş modelini uygulamaya yönlendiriyor.

KSS VE ESG'DEN ETKİ ANALİZİNE ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ

Son yıllarda sürdürülebilirlik alanında yaşanan dönüşümün arka planını değerlendiren Eczacıbaşı Holding Enerji ve Sürdürülebilirlik Genel Müdürü Tolga Güneri, beklentilerin tamamen farklılaştığını vurguluyor. Şirketlerin artık sadece faaliyetlerini paylaşmasının kabul görmediğini belirten Güneri, süreci şu sözlerle özetliyor: "Bir dönem şirketlerin odağında kurumsal sosyal sorumluluk projeleri vardı. Ardından ESG performansının ölçülmesi ve raporlanması ön plana çıktı. Bugün ise beklenti çok daha farklı. Artık şirketlerin yalnızca ne yaptıklarını anlatmaları değil, yarattıkları çevresel ve sosyal etkiyi ölçebilmeleri, bu etkiyi stratejik kararlarının bir parçası haline getirmeleri ve somut sonuçlar ortaya koyabilmeleri bekleniyor. Bu nedenle sürdürülebilirliğin giderek etki odaklı bir yaklaşımla şekillendiğini görüyoruz." Bu zihniyet dönüşümünün ardında paydaş beklentilerindeki değişim, yeni regülasyonlar, sürdürülebilir finansman mekanizmalarının gelişimi ve tedarik zincirlerindeki değişimler yer alıyor. Küresel pazarlarda boy gösteren kurumlar için sürdürülebilirliğin bir uyum yükümlülüğünü aştığını söyleyen Güneri, rekabetçilik vurgusu yapıyor: "Küresel pazarlarda rekabet eden şirketler için sürdürülebilirlik artık bir uyum veya raporlama gerekliliğinin ötesinde, iş sürekliliği ve rekabetçiliğin temel unsurlarından biri haline geldi. Etkisini ölçebilen, veriye dayalı hedefler belirleyen ve ilerlemesini şeffaf biçimde ortaya koyabilen şirketler giderek daha fazla öne çıkıyor." Türkiye sanayisi açısından konunun kritik bir rekabet boyutu taşıdığına dikkat çeken Güneri, ihracat odaklı şirketlerin operasyonel risklerine işaret ediyor. Güneri, "İhracat odaklı sanayi şirketleri için karbon düzenlemeleri, enerji ve kaynak verimliliği, gelişen mevzuata uyum ve değişen pazar beklentileri operasyonel sürekliliği ve pazardaki konumu doğrudan etkiliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel ve sosyal sorumluluk perspektifiyle değil; riskleri yönetmenin, yeni fırsatlar geliştirmenin ve uzun vadeli değer yaratmanın da temel araçlarından biri olarak görülüyor" diyor.

ÇİFTE ÖNEMLİLİK METODOLOJİSİ VE VERİNİN GÜCÜ

Eczacıbaşı Holding, etki analizini sürecin sonunda hazırlanan pasif bir raporlama dokümanı olarak değerlendirmiyor. Aksine, bu analizi stratejinin şekillenmesinden yatırım kararlarına kadar tüm aşamalara entegre edilen dinamik bir yönetim yaklaşımı olarak benimsiyor. Tolga Güneri, bu yaklaşımı hayata geçirirken çifte önemlilik (double materiality) prensibini merkeze aldıklarını aktarıyor: "Eczacıbaşı'nda öncelikle hangi konuların çevre, toplum ve iş sonuçları açısından gerçekten kritik olduğunu belirlemek için çifte önemlilik yaklaşımını benimsiyoruz. Bu kapsamda üç binin üzerinde paydaşın katılımıyla gerçekleştirdiğimiz çifte önemlilik analizi sayesinde iklim, enerji, su, döngüsellik, değer zinciri ve insan odaklı konulardaki önceliklerimizi netleştirdik. Bu çalışmanın çıktıları sürdürülebilirlik stratejimizi şekillendirirken, kaynaklarımızı ve önceliklerimizi nereye yönlendirmemiz gerektiğine dair önemli bir rehber oluşturuyor." Eczacıbaşı için temel prensip, en iddialı hedefi açıklamak değil; veriye dayanan, gerçekçi, takip edilebilir ve arkasında uygulanabilir bir yol haritası bulunan hedefler ortaya koymak. Belirlenen önceliklerin performans göstergeleri ve eylem planlarıyla eşleştirildiğini belirten Güneri, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bir projeyi ya da olası bir aksiyonu değerlendirirken teknik uygulanabilirliği ve yatırım ihtiyacıyla birlikte yaratacağı çevresel ve sosyal etkiyi de ele alıyoruz. Bizim için önemli olan en iddialı hedefi açıklamak değil; veriye dayanan, gerçekçi, takip edilebilir ve arkasında uygulanabilir bir yol haritası bulunan hedefler ortaya koymak. İlerlemeyi performans göstergeleri üzerinden takip ediyor, değerlendiriyor ve sonuçları sürdürülebilirlik raporlarımız aracılığıyla şeffaf biçimde paylaşıyoruz."

Veri yönetimindeki temel felsefelerini de açıklayan Güneri, üretilen bilginin karar mekanizmalarını beslemesi gerektiğinin altını çiziyor: "Buradaki amacımız daha fazla veri üretmekten ziyade, doğru ve güvenilir veriyi yönetim ve yatırım kararlarında kullanılabilir hale getirmek. Sonuçta etki ölçümünün gerçek değeri, verinin daha iyi kararlar alınmasına ve daha kalıcı değer yaratılmasına katkı sağladığı noktada ortaya çıkıyor."

COP31 ZİRVESİ VE İKLİM DİPLOMASİSİNDE TÜRKİYE'NİN ROLÜ

Küresel iklim diplomasisinin en önemli buluşmalarından biri olan COP31'in Antalya'da düzenlenecek olması, Türkiye sanayisi ve iş dünyası için tarihi bir dönüm noktası anlamı taşıyor. COP31'in bir 'Uygulama COP'u' olarak kurgulandığını hatırlatan Tolga Güneri, bu sürecin taahhütlerden somut projelere geçişi hızlandıracağını savunuyor. Güneri, Türkiye iş dünyasının üstlenmesi gereken stratejik sorumluluğu şu ifadelerle dile getiriyor: "COP31'in bir 'Uygulama COP'u' olarak konumlandırılması, bugüne kadar verilen taahhütlerin somut projelere, yatırım planlarına ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesi gereğini daha görünür hale getiriyor. Türkiye iş dünyasının bu platformda hedef ve taahhütlerinin yanı sıra sahadaki uygulamalarını, dönüşüm sürecinde karşılaştığı zorlukları ve çözüm önerilerini de paylaşması gerektiğine inanıyorum. Başarılı uygulamaları ortaya koyarken finansman, teknoloji, altyapı ve ölçeklenme gibi zorlukları gündeme getirmek de en az bunun kadar önemli. Çünkü gerçek dönüşümün hızlanması, ne yapılması gerektiğinin yanı sıra uygulamanın önündeki engellerin ve bunların nasıl aşılabileceğinin de ele alınmasına bağlı."

İklim politikalarının küresel ölçekte uygulanırken adil bir zemine oturması gerektiğine işaret eden Güneri, gelişmekte olan ülkelerin sanayi yapılarına dikkat çekiyor: "Türkiye iş dünyasının önemli rollerinden bir diğerinin, dönüşümün adil ve uygulanabilir politika araçlarıyla desteklenmesine katkı sağlamak olduğunu düşünüyorum. Ülkelerin ekonomik gelişmişlikleri, sanayi yapıları, finansmana ve teknolojiye erişimleri aynı değil. Bu farklılıklar gözetilmeden belirlenen iklim hedefleri ve özellikle karbon fiyatlandırma mekanizmaları, gelişmekte olan ülkelerin sanayileri açısından rekabet dezavantajı yaratabilir. Bu nedenle Türkiye iş dünyası, adil geçiş perspektifiyle sanayinin dönüşüm ihtiyaçlarını, finansman ve teknoloji gereksinimlerini ve karbon maliyetlerinin rekabetçilik üzerindeki etkilerini güçlü biçimde gündeme getirmeli; kapsayıcı ve uygulanabilir politika önerilerinin geliştirilmesine aktif katkı sağlamalı."

YENİLENEBİLİR ENERJİ HAMLESİ VE SKDM YAKLAŞIMI

Eczacıbaşı Holding, sürdürülebilirlik çalışmalarını çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını birlikte gözeterek şekillendiriyor.

Çevre alanında düşük karbon, enerji, su yönetimi, döngüsellik ve biyoçeşitlilik; sosyal alanda insan ve topluluklar; yönetişimde ise etik, uyum ve değer zinciri. Bütün bu yapıyı ivmelendiren güçler ise veri yönetimi ve inovasyon. Her alanda liderlik iddiası yerine en kritik noktalarda derinleşmeyi seçtiklerini belirten Tolga Güneri, Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nı (SKDM) dönüştürücü bir kaldıraç olarak gördüklerini ifade ediyor: "Enerji ve emisyon yoğun sektörlerde faaliyet gösterdiğimiz için düşük karbona geçişi çevresel sorumluluğun yanı sıra uzun vadeli rekabetçiliğimizin de önemli bir unsuru olarak görüyoruz. Özellikle Avrupa ile güçlü ticari ilişkilerimizin bulunduğu iş alanlarımızda karbon yoğunluğu giderek daha belirleyici bir rekabet değişkenine dönüşüyor. Bu nedenle SKDM gibi karbon düzenlemelerini yalnızca gelecekteki bir maliyet kalemi değil, üretim yapımızı bugünden dönüştürmemiz gerektiğini gösteren stratejik bir sinyal olarak değerlendiriyoruz." Dönüşümün sadece yenilenebilir enerjiye yatırımla tamamlanamayacağını söyleyen Güneri, bütünsel teknoloji yaklaşımını şöyle aktarıyor: "Bu dönüşümü tek bir teknolojiye veya yalnızca yenilenebilir enerji yatırımlarına dayandırmak mümkün değil. Öncelikle enerji ve süreç verimliliğini artırmaya, ardından yenilenebilir enerji kullanımımızı ve üretim kapasitemizi geliştirmeye odaklanıyoruz. Enerji yoğun üretim süreçlerinde elektrifikasyon, yeşil hidrojen, karbon yakalama gibi yeni teknolojilerin teknik ve ekonomik uygulanabilirliğini inceliyoruz. Aynı zamanda emisyon verisinin daha etkin yönetilmesi, gerçekçi azaltım hedeflerinin belirlenmesi ve karbon etkisinin yatırım kararlarına dahil edilmesi de yaklaşımımızın önemli parçaları." Bu stratejinin sahaya yansıyan somut rakamlarını da paylaşan Güneri, yeni enerji yatırımlarından da bahsediyor: "Topluluk genelindeki yenilenebilir enerji kurulu gücümüzü 63 MWp'ye çıkardık. Bu kapasite, Türkiye operasyonlarımızda tükettiğimiz elektriğin yaklaşık dörtte birini karşılıyor. 2025 yılında VitrA Karo'nun Aksaray'daki 36 MWp ve Esan'ın Balya'daki 4 MWp kapasiteli güneş enerjisi yatırımlarını devreye aldık. Kurulu gücümüzü artırmaya yönelik yeni adımlarımız da var. Ağustos ayında bağlantı hakkı elde ettiğimiz 50 MWe gücündeki yeni güneş enerjisi projemiz için izin süreçlerini başlattık." Avrupa pazarında kabul görmenin artık ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsadığını belirten Güneri, tedarik zincirindeki dönüşümü şu şekilde vurguluyor: "Avrupa'daki sürdürülebilirlik dönüşümü üretim tesislerindeki doğrudan emisyonlarla sınırlı değil. Ürünlerin tasarımından kullanılan hammaddelere, enerji tüketiminden ambalaja, tedarikçiden kullanım sonrasına kadar tüm yaşam döngüsünü kapsıyor. Avrupa Birliği'nin yeni ürün politikaları da kaynak verimliliği, geri dönüştürülmüş içerik, çevresel ayak izi ve ürün bilgilerinin izlenebilirliği gibi kriterleri giderek daha fazla öne çıkarıyor. Biz de bu gelişmeler doğrultusunda üretim, ürün geliştirme ve tedarik zinciri stratejilerimizi birlikte ele alıyoruz."

DÖNGÜSEL EKONOMİ, TOPLUMSAL FAYDA VE GELECEK REHBERİ

Döngüsel ekonomi vizyonunu üretim süreçlerine taşıyan Eczacıbaşı, kaynak verimliliğinde iddialı projelere imza atıyor. VitrA Karo'nun geliştirdiği nova vita koleksiyonunu örnek gösteren Tolga Güneri, "Döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliği tarafında, ürün tasarımından ham madde kullanımına ve üretim süreçlerine uzanan bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Bunun önemli örneklerinden biri VitrA Karo'nun nova vita konsepti altında geliştirdiği porselen karo koleksiyonları. Üretim süreçlerinde oluşan malzemelerin yeniden ham madde olarak kullanılmasıyla geliştirilen bu ürünlerin yüzde 100 geri dönüştürülmüş içeriği bağımsız olarak sertifikalandı" diyerek çevresel inovasyonun gücünü ortaya koyuyor. İşin sosyal boyutunda ise toplumsal yatırımları uzun soluklu kurumlarla yürütmeyi tercih eden Topluluk; kültür-sanat, spor, eğitim, bilim ve bilişim alanında köklü bir ekosistemi besliyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), İstanbul Modern Sanat Müzesi, İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV), Eczacıbaşı Spor Kulübü ve Türkiye Bilişim Vakfı gibi yapılara sağlanan kesintisiz desteklerin yanı sıra gençlerin iyi olma halini güçlendiren Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Eğitim Burs Programı ve Eczacıbaşı Genç Bilet uygulamaları dikkat çekiyor. Ayrıca Esan'ın madencilik yaptığı bölgelerde yürüttüğü sürdürülebilir arıcılık projeleri, gençlere yönelik mesleki eğitim mekanizmaları ve sağlık atölyeleri yerel kalkınmanın model örnekleri arasında yer alıyor. Etki ekonomisi yolculuğuna yeni çıkacak şirketlere samimi tavsiyelerde bulunan Tolga Güneri, odaklanmanın önemini belirterek sözlerini tamamlıyor: "Etki odaklı dönüşüme yeni başlayan şirketlere ilk tavsiyem, her şeyi aynı anda yapmaya çalışmamaları olur. Her şirketin etkisi, değer zinciri ve karşı karşıya olduğu risk ve fırsatlar farklı. Dolayısıyla ilk adım, şirketin çevre me toplum üzerindeki en önemli etkilerini ve iş açısından kritik risk ve fırsatlarını doğru biçimde tanımlamak olmalı. Ardından mevcut durum ölçülmeli ve sınırlı sayıda, somut, ölçülebilir ve sahipliği net hedef belirlenmeli. Etki odaklı dönüşümün özünde doğru veri, güçlü yönetişim ve uygulama disiplini olduğunu düşünüyorum. Ölçtüğünüz sonuçları düzenli olarak değerlendirip yeni kararlarınıza yansıtabiliyorsanız sürdürülebilirlik ayrı bir proje olmaktan çıkıyor ve şirketin iş yapış biçiminin parçası haline geliyor. Kalıcı etki de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor."

RAKAMLAR VE STRATEJİLERLE ECZACIBAŞI HOLDİNG'TE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

*İklim, enerji, su, döngüsellik, değer zinciri ve insan odaklı öncelikleri belirlemek adına

3 bini aşkın paydaşın katılımıyla çifte önemlilik analizi tamamlandı.

*Topluluk genelinde ulaşılan 63 MWp kurulu güç sayesinde Türkiye operasyonlarının elektrik ihtiyacının %25'i yenilenebilir enerjiden karşılanıyor.

*Aksaray VitrA Karo tesisinde 36 MWp ve Esan Balya tesisinde 4 MWp kapasiteli yeni güneş enerjisi yatırımları üretime başladı.

*Bağlantı hakkı elde edilen 50 MWe gücündeki yeni güneş enerjisi yatırımı için resmi izin süreçleri yürütülüyor.

*VitrA'nın bağımsız doğrulama ile sertifikalandırılan nova vita karo konsepti, %100 geri dönüştürülmüş içeriklerle üretilerek atıklara yeniden hayat veriyor.

*İKSV, İstanbul Modern, İKSEV, Eczacıbaşı Spor Kulübü ve Türkiye Bilişim Vakfı desteklerinin yanı sıra Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Eğitim Bursu ve Genç Bilet programları sürdürülüyor.

*Esan'ın faaliyet gösterdiği bölgelerde

sürdürülebilir arıcılık, gençlere yönelik mesleki eğitimler ve sağlık atölyeleri düzenleniyor.

EN ÇOK OKUNANLAR