USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Şafak Müderrisgil

Tüm Yazıları
2.07.2026 11:08:00

COP31 yolunda diyalog, iş birliği ve ortak akıl

9-20 Kasım 2026'da Antalya'da gerçekleştirilecek COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye için önümüzdeki aylar yalnızca bir uluslararası zirvenin lojistik hazırlıklarından ibaret değil. Asıl önemli olan, COP31'e giden süreçte ülkenin her kesiminin iklim gündemi etrafında ortak bir anlayış ve ortak bir gelecek vizyonu geliştirebilmesi... İklim değişikliği artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Ekonomiden finansmana, tarımdan sağlığa, şehir planlamasından enerjiye kadar hayatın her alanını etkileyen çok boyutlu bir dönüşüm alanı haline geldi. Bu nedenle COP31'in başarısı da yalnızca Antalya'da yapılacak müzakerelerle değil, o tarihe kadar yürütülecek istişarelerle, kurulacak ortaklıklarla ve oluşturulacak kolektif akılla ölçülecek. Tam da bu nedenle dünyanın dört bir yanında düzenlenen iklim haftaları ve iklim diyalogları giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu etkinlikler yalnızca konferanslardan oluşmuyor; kamu, özel sektör, yerel yönetimler, finans kuruluşları, akademi, gençler ve sivil toplum arasında ortak bir dil oluşturulmasına hizmet ediyor.

KOLEKTİF AKIL, ORTAK ÖĞRENME VE ÇOK PAYDAŞLI İŞ BİRLİĞİ

Bu yıl 20–28 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen London Climate Action Week de bunun en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Yüzlerce etkinliği ve binlerce katılımcıyı bir araya getiren hafta boyunca politika yapıcılar, yatırımcılar, girişimciler, şehir yöneticileri, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri aynı sorular etrafında buluştu: İklim hedefleri nasıl uygulanacak? Finansman nasıl harekete geçirilecek? Şehirler ve toplumlar değişen iklim koşullarına nasıl hazırlanacak? Bu etkinliklerin en önemli çıktısı tek tek oturumlarda konuşulanlar değil; farklı disiplinlerden gelen insanların birbirlerinden öğrenmesi ve yeni iş birlikleri geliştirmesi... İklim dönüşümü artık tek bir kurumun, sektörün ya da ülkenin başarabileceği bir mesele değil. Kolektif akıl, ortak öğrenme ve çok paydaşlı iş birliği, çözümün ayrılmaz parçalarıdır.

İKLİM KAYNAKLI AFETLER BİRÇOK ÜLKEDE EKONOMİK VE SOSYAL MALİYETLER YARATIYOR

Paris Anlaşması'nın imzalandığı COP21'den bu yana takip ettiğim tüm COP toplantıları ve uluslararası iklim platformları içinde gözlemlediğim en önemli değişimlerden biri, iklim gündeminin geçirdiği dönüşüm... 2015 yılında Paris Anlaşması kabul edildiğinde tartışmaların merkezinde büyük ölçüde emisyon azaltımı ve küresel sıcaklık artışını sınırlandırma hedefleri yer alıyordu. Karbon emisyonlarının azaltılması, yenilenebilir enerji yatırımları ve net sıfır hedefleri iklim gündeminin temel başlıklarıydı. Bugün ise dünya farklı bir noktada bulunuyor. Karbon azaltımı hâlâ kritik önem taşıyor. Ancak artık yalnızca emisyonları düşürmenin yeterli olmadığı çok daha net görülüyor. Çünkü iklim değişikliğinin etkileri hayatımızın içinde hissedilmeye başladı. Kuraklıklar, seller, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları ve diğer iklim kaynaklı afetler birçok ülkede ekonomik ve sosyal maliyetler yaratıyor.

ADAPTASYON VE DAYANIKLILIK

Bu nedenle son yıllarda iklim gündeminde yeni iki kavram öne çıkıyor: Adaptasyon ve dayanıklılık. Adaptasyon, değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilme kapasitesini ifade ediyor. Dayanıklılık ise şehirlerin, kurumların, ekonomilerin ve toplumların iklim kaynaklı şoklara karşı hazırlıklı olması anlamına geliyor. Bugün artık mesele yalnızca kaç ton karbon emisyonu azaltıldığı değil; şehirlerin sel riskine karşı ne kadar hazır olduğu, tarım sistemlerinin kuraklığa karşı ne kadar dirençli hale geldiği, sağlık sistemlerinin aşırı hava olaylarına nasıl yanıt verebildiği ve ekonomilerin iklim risklerini ne ölçüde yönetebildiği... Bu değişim, iklim eyleminin kapsamını da genişletiyor. Enerji sektörü kadar finans sektörü de sürecin bir parçası olmak zorunda. Yerel yönetimler kadar iş dünyası da sorumluluk üstlenmek durumunda. Üniversiteler, medya kuruluşları, girişimciler, gençler ve sivil toplum da dönüşümün paydaşları arasında yer alıyor.

ULUSAL DİYALOG VE ORTAK ÖĞRENME SÜRECİ

COP31'e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından bakıldığında bu durum önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü Türkiye'nin sahip olduğu güçlü sanayi altyapısı, dinamik özel sektörü, gelişen finansal sistemi, genç nüfusu ve girişimcilik kapasitesi, iklim dönüşümünün farklı boyutlarında önemli katkılar sağlayabilecek nitelikte. Ancak bu potansiyelin ortaya çıkabilmesi için COP31'e kadar geçen sürenin yalnızca hazırlık dönemi olarak değil, ulusal bir diyalog ve ortak öğrenme süreci olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, özel sektörün, finans kuruluşlarının, akademinin ve sivil toplumun katılımıyla yürütülecek istişareler, Türkiye'nin iklim önceliklerinin daha net tanımlanmasına yardımcı olabilir. Aynı zamanda yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesi, finansman ihtiyaçlarının belirlenmesi ve uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi açısından da önemli katkılar sağlayabilir. İklim dönüşümünün başarısı yalnızca teknik çözümlerle değil, toplumsal sahiplenmeyle mümkün olacak. İnsanların kendilerini bu dönüşümün parçası olarak görmesi, kurumların ortak hedefler etrafında hareket etmesi ve farklı sektörlerin birbirini tamamlayan roller üstlenmesi gerekiyor.

Bu nedenle London Climate Action Week gibi platformlarda ortaya çıkan fikirler, kurulan ilişkiler ve geliştirilen iş birlikleri yalnızca Londra için değil, COP31'e hazırlanan Türkiye için de değer taşıyor.

COP31 VE TÜRKİYE

Önümüzdeki dönemde asıl ihtiyaç duyulan şey daha fazla diyalog, daha güçlü iş birliği ve daha kapsayıcı bir katılım anlayışıdır. Çünkü iklim krizi yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kalkınma odaklı bir dönüşüm meselesidir. COP31'e giden yol, yalnızca bir konferansa hazırlık süreci değil. Bu yolculuk aynı zamanda Türkiye'nin iklim eylemi, dayanıklılık, sürdürülebilir kalkınma ve etki odaklı büyüme alanlarında nasıl bir gelecek tasarladığının da göstergesi olacak. Eğer bu süreçte her kesimin katkı sunduğu güçlü bir diyalog zemini oluşturulabilirse, COP31 yalnızca başarılı bir uluslararası zirve olmakla kalmayacak; Türkiye'nin iklim eylemi konusunda uzun vadeli ve kapsayıcı bir dönüşüm hikayesinin başlangıç noktalarından biri haline gelecek.

DİĞER YAZILARI