USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Güven Karaöz

Tüm Yazıları
1.04.2026 10:04:00

Kırılgan dünyada güç inşası: Dual-Use teknolojilerle ekonomik dayanıklılığı yeniden düşünmek

Dual-Use teknolojiler üzerine bu yazıyı kaleme alma fikri, 29 Ocak-1 Şubat 2026 tarihleri arasında katılmış olduğum Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından Antalya'da düzenlenen 5. Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı'nda, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'in paylaştığı verileri ve çerçeveyi gördükten sonra netleşti. Sayın Şimşek'in Dual-Use'a sunumunda yer vermiş olması da, Türkiye'de bir ilk olacak Dual-Use Studio girişimini Ankara'da Bilkent Tekmer ve İstanbul'da İTÜ Arı Teknokent'te lanse etmeye hazırlandığımız bir döneme denk gelmesi de kıymetli bir tesadüf oldu. Özellikle ekonomik kırılganlığın azaltılmasında Dual-Use yani Çift Kullanım yaklaşımının kritik rolüne yapılan vurgu, bugünün gerçekliğiyle birebir örtüşüyor. Bu tespite katılmamak için, ya sahayı okumamak ya da riski görmezden gelmek gerekir.

ARTAN SAVUNMA HARCAMALARI: SEMPTOM, SEBEP DEĞİL

Sayın Bakan Şimşek'in paylaştığı sunduğu veri seti, küresel savunma sanayi harcamalarının geldiği noktayı ortaya koyuyor. Bununla beraber, 2000'lerin başında yaklaşık 1.2 trilyon dolar seviyesinde olan harcamaların, 2024 yılı itibariyle 2.7 trilyon doları aşmış olduğunu gösteriyor ve önümüzdeki on yılda ise yani 2035 yılı itibariyle 6 trilyon doların üzerine çıkacağını öngörüyor. Bu artış, tek başına ve sebepsiz bir militarizasyon hikayesi değil, uluslararası sistemin giderek daha güvensiz ve öngörülemez bir hale geldiğinin göstergesi. Daha kritik olan ise, bu küresel savunma sanayi harcamalarının dağılımı. Küresel savunma sanayi harcamalarının yüzde 60'ını ilk beş ülke yani ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan gerçekleştiriyor. ABD tek başına neredeyse 1 trilyon dolara yaklaşan harcamasıyla sistemin merkezinde konumlanırken, diğer ülkeler bu yapıyı tamamlayan bloklar halinde ilerliyor. Türkiye'nin yaklaşık 25 milyar dolarlık harcama ile bu sıralamada 17. konumda yer alması ise küresel ölçekte güçlenen savunma ve teknoloji ekosisteminin daha da ileri taşınması için güçlü bir büyüme ve konumlanma potansiyeline işaret ediyor.

TÜRKİYE: SAVUNMADAN EKONOMİYE AÇILAN KANAL

Sayın Bakan Şimşek'in slaytında yer alan veriler, Türkiye'nin savunma sanayiinde son 20 yılda katettiği mesafeyi net biçimde ortaya koyuyor. Bu bağlamda, 2002'de 200 milyon dolar seviyesinde olan ihracatın günümüzde 10 milyar doların üzerine çıkması, sadece bir sektör başarısı değil, mühendislik kapasitesinin olgunlaşmasının da göstergesi. Aynı şekilde, yeni siparişlerdeki artış da bu kapasitenin artık küresel talep gördüğünü gösteriyor. Ancak, burada kritik olan esas nokta şu: Bu başarıyı yalnızca savunma perspektifinden okumak eksik kalır. Asıl değer, bu teknolojik birikimin sivil alanlara ne ölçüde aktarılabildiğiyle ortaya çıkacak. Çünkü, gerçek ekonomik çarpan etkisi, savunma, havacılık, uzay sanayiinde kullanılan teknolojilerin farklı sektörlerde yeniden kullanılmasıyla oluşur.

ÇİFTLİ KULLANIM (DUAL-USE): EKONOMİK KIRILGANLIĞA KARŞI SİSTEMİK CEVAP

Sayın Şimşek'in en önemli mesajı tam olarak burada devreye giriyor. Çiftli Kullanım yaklaşımı, yalnızca bir inovasyon modeli değil, doğrudan ekonomik kırılganlığı minimize eden bir mekanizmadır. Tedarik zincirlerinin kırıldığı, kritik bileşenlere erişimin politik kararlarla sınırlanabildiği bir dünyada, tek kullanım alanına sıkışmış teknolojiler kırılgandır. Buna karşılık, aynı teknolojiyi farklı sektörlerde kullanabilen yapılar esnektir. Bu esneklik, üretimin tamamen durmasını engeller ve de yön değiştirmesini sağlar. Örneğin, savunma sanayiinde geliştirilen bir sensör teknolojisinin otomotivde, tarımda ya da sağlıkta kullanılabilmesi sadece yeni gelir kalemleri yaratmaz. Aynı zamanda, dışa bağımlılığı azaltır, yerel üretim kabiliyetini güçlendirir ve tedarik zincirindeki kırılmaları yumuşatır. Bu da, doğrudan ekonomik dayanıklılığa karşılık gelir.

HİBRİT İNOVASYON MODELİ: TÜRKİYE İÇİN NET YOL HARİTASI

Bakan Şimşek'in slaytında ortaya koymuş olduğu hibrit model, aslında Türkiye'nin önündeki en net yol haritalarından biri. Kamu kaynaklı askeri ve savunma sanayi teknolojileriyle başlayan süreç, bu teknolojilerin çift kullanımlı hale getirilmesi ve ardından sivil sektörlere transfer edilmesi üzerine kurulu. Bu model teorik değil, uygulanabilir. Çünkü, Türkiye'nin zaten güçlü olduğu alanlar bu dönüşüm için uygun zemin sunuyor. Makine, otomotiv, beyaz eşya, elektrik-elektronik, enerji ekipmanları, raylı sistemler, sivil havacılık, sağlık teknolojileri, tarım teknolojileri, uzay, malzeme, biyoteknoloji vb. sektörler, savunma kaynaklı teknolojilerin hızla ölçeklenebileceği alanlar. Buradaki kritik eşik, teknolojinin korunmasıyla yaygınlaştırılması arasındaki dengeyi kurabilmek. Teknolojiyi sadece 'korunması gereken bir varlık' olarak görmek, ekonomik değeri sınırlar. Onu 'çoğaltılması gereken bir kapasite' olarak konumlandırmak ise büyümeyi hızlandırır.

JEOPOLİTİK GERÇEKLİK: ESNEKLİK OLMADAN DAYANIKLILIK YOK

Bugünün dünyasında ekonomik kırılganlık, yalnızca finansal göstergelerle açıklanamaz. Asıl kırılganlık, belirli teknolojilere ve tedarik kanallarına aşırı bağımlılıktan kaynaklanıyor. Bu bağımlılık, bir kriz anında tüm sistemi kilitleyebilir. Çiftli Kullanım yaklaşımı, bu noktada kritik bir fark yaratır. Çünkü aynı teknolojik inovasyon farklı senaryolarda kullanılabildiği için, sistemin tamamen durmasını engeller. Bu, klasik risk yönetiminden farklıdır. Riskten kaçınmak değil, riski absorve edebilecek bir yapı kurmaktır. Türkiye'nin coğrafi konumu ve içinde bulunduğu jeopolitik çevre düşünüldüğünde, bu tür bir esneklik lüks değil zorunluluktur.

SONUÇ: TEKNOLOJİYİ ÇOĞALTAN KAZANIR

Şimşek'in ortaya koyduğu çerçeve, aslında basit ama sert bir gerçeğe işaret ediyor. Ekonomik dayanıklılık (resilience), artık sadece üretim yapmakla değil, aynı teknolojinin kaç farklı bağlamda kullanılabildiğiyle ilgili. Buradaki asıl mesele, Dual-Use potansiyeli olan teknolojik inovasyonların değerini tek bir kullanım alanıyla sınırlı bırakmamak, onları ölçeklenebilir ve farklı sektörlere adapte edilebilir bir yapıya dönüştürebilmek. Sonuçta günümüzün yüksek kırılganlıklara gebe dünyasında, rekabet avantajı ve ekonomik dayanıklılık, Dual-Use odaklı teknolojik inovasyonları çoğaltabilmekten ve geniş bir etki alanına taşıyabilmekten geçiyor.

DİĞER YAZILARI