Yayın Tarihi:
05 Ağustos 2026 11:39Güncelleme Tarihi:
06 Ağustos 2026 11:32Güncelleme Tarihi:
06 Ağustos 2026 11:32Yayın Tarihi:
05 Ağustos 2026 11:39
Turizm artık tek bir yolculuğun hikayesini anlatmıyor. Bir şehir uluslararası bir kongreyle dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlarken, başka bir şehir sağlık hizmetleriyle öne çıkıyor. Bir kruvaziyer limanı binlerce yolcuyu kıyıya taşırken, yerel bir restoran o destinasyonun hafızasında iz bırakıyor. Üstelik doğayla uyumlu yatırımlar da yeni kuşak gezginlerin rotasını belirleyen güçlü unsurlar arasında yer alıyor. Birbirinden farklı görünen bu alanlar, aslında aynı zincirin halkaları gibi birbirini tamamlıyor.
HER YOLCULUK YENİ BİR KAPI ARALIYOR
Kimi zaman bir tedavi süreci, kimi zaman uluslararası bir kongre, bazen de yalnızca yeni tatlar keşfetme isteği bir yolculuğun başlangıcını oluşturuyor. Buna spor organizasyonları, kruvaziyer rotaları ve sürdürülebilir deneyimler de eklendikçe seyahatin anlamı zenginleşiyor. Böylece destinasyonlar da yalnızca misafir ağırlayan şehirler olmaktan çıkıyor; farklı beklentilere aynı anda cevap verebilen yaşam alanlarına dönüşüyor.
AYNI RESMİN FARKLI RENKLERİ
Sağlık yatırımları, kongre merkezleri, gastronomi durakları, kruvaziyer limanları ve çevre odaklı projeler ilk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de aynı resmi tamamlıyor. Çünkü ziyaretçinin yaşadığı her deneyim, şehrin uluslararası görünürlüğüne yeni bir değer katarken ekonomiye de farklı kanallardan katkı sağlıyor. Bir alandaki gelişme, çoğu zaman diğer alanların büyümesini de beraberinde getiriyor.
DEĞERİN YOLCULUĞU
Türkiye, doğal, kültürel ve coğrafi avantajlarını sağlık, gastronomi, kongre, spor, kruvaziyer, sürdürülebilirlik ve lüks turizm yatırımlarıyla daha yüksek katma değere taşıyor. Ortaya çıkan bu tablo, şehirlerin ekonomik gücünü destekleyen ve farklı sektörleri aynı hedef etrafında buluşturan güçlü bir yapı oluşturuyor. Bu dosyada, sağlık turizminden gastronomiye, kongrelerden kruvaziyer rotalarına, sürdürülebilirlikten lüks deneyimlere uzanan dönüşümü sektöre yön veren isimlerin değerlendirmeleri eşliğinde mercek altına alıyor; Türkiye'nin turizmde büyüyen değer haritasını farklı yönleriyle inceliyoruz.
KONGRE TURİZMİİSTANBUL TİCARET ODASI (İTO) BAŞKANI, İSTANBUL KONGRE VE ZİYARETÇİ BÜROSU (ICVB) BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: HEDEF: İSTANBUL'U KONGRE TURİZMİNDE İLK 10'A SOKMAK
İstanbul dokuz yıl aradan sonra, yani 2015'ten sonra ilk defa dünya kongre şehirleri sıralamasında ilk 20'de yer aldı... İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) olarak İstanbul'un kongre turizmindeki yükselişi için uzun süredir paydaşlarımızla birlikte kararlı bir çalışma yürütüyoruz. Elde ettiğimiz bu başarı, ortak aklın, iş birliğinin ve sürdürülebilir bir stratejinin sonucu. Ancak bu noktayı bir varış noktası olarak görmüyoruz.
İLK 20'YE GİRMEK BİRİNCİ ETAPTI
ICVB olarak İstanbul'un kongre turizmindeki yükselişi için paydaşlarımızla birlikte ortaya koyduğumuz çabaların karşılığını kısmen aldık. Kısmen, çünkü ilk 20'ye girmek birinci etaptı. Şimdi hedefimiz, İstanbul'u kongre turizminde ilk 10'a sokmak. Kongre turizmi, şehirlerin ekonomik gücünü, uluslararası görünürlüğünü ve küresel ağlarını güçlendiren stratejik bir alan. İstanbul'un sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra stratejik konumu, erişilebilirliği, güçlü konaklama kapasitesi ve kongre altyapısı bu alanda önemli bir avantaj sağlıyor.
(İstanbul Ticaret Odası Başkanı, İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu Başkanı Şekib Avdagiç)İSTANBUL'UN POTANSİYELİNE GÜVENİYORUZ
Kongre turizminde ciddi bir rekabet var, bunu biliyoruz. Ama şehrimizin müthiş turizm altyapısına da güveniyoruz. İstanbul'un 2025 yılında ulaştığı 95 kongrelik performans, yalnızca bir rakamdan ibaret değil. Bu başarı; kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, sektör paydaşları ve uluslararası kuruluşlarla yürütülen ortak çalışmaların bir yansıması. Türkiye'nin kongre turizmindeki yükselişinde İstanbul'un rolü de son derece önemli. İstanbul, Türkiye'nin uluslararası kongre pazarındaki başarısının lokomotifi konumunda.
KÜRESEL KONGRE PAZARINDA DAHA GÜÇLÜ BİR İSTANBUL HEDEFİ
Bu yükselişin arkasında uzun vadeli stratejik çalışmalar bulunuyor. İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu olarak hedef pazar çalışmalarımızı sürdürüyor, uluslararası kongre karar vericileriyle ilişkilerimizi güçlendiriyor ve İstanbul'un küresel kongre destinasyonu olarak bilinirliğini artırmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Özellikle Kuzey Amerika ve Latin Amerika pazarlarına yönelik çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Uluslararası organizasyonlarla, kongre profesyonelleriyle ve sektör temsilcileriyle yürüttüğümüz temaslarla İstanbul'un potansiyelini anlatıyoruz. 2024 yılında başlattığımız Fikri Sermaye Araştırma Projesi de bu stratejik yaklaşımın önemli adımlarından biri. Uzun vadede İstanbul'u kongre turizminde dünyanın ilk beş şehri arasına taşımayı hedefliyoruz. İstanbul, yalnızca geçmişiyle değil, geleceğe dönük vizyonuyla da dünyanın önde gelen şehirlerinden biri. Şehrimizin sahip olduğu potansiyele inanıyor, kamu ve özel sektör iş birliğiyle daha büyük başarılara ulaşacağımıza inanıyoruz.
TÜRSAB MICE TURİZMİ İHTİSAS BAŞKANI GÜRKAN AKÜN: MICE TURİZMİNDE YENİ DÖNEM: ETKİLEŞİM, TEKNOLOJİ VE KATMA DEĞER
Dünya, ekonomik dengelerden teknolojiye, tüketici davranışlarından sürdürülebilirlik anlayışına kadar birçok alanda köklü bir dönüşümden geçiyor. Küresel ölçekte yaşanan bu değişimden en hızlı etkilenen sektörlerin başında ise turizm geliyor. Geçmişte yalnızca insanların seyahatleriyle ilişkilendirilen turizm, bugün farklı sektörleri besleyen, şehirlerin rekabet gücünü artıran ve ekonomik kalkınmayı destekleyen stratejik bir değer ekosistemine dönüşmüş durumda. Bu durumun en güçlü yansımalarından biri MICE sektöründe karşımıza çıkıyor. Kongreler, fuarlar ve kurumsal etkinlikler, fiziksel organizasyon sınırlarını aşarak bilgi üretiminin, iş birliklerinin ve yüksek katma değerin merkezinde yer alan platformlara dönüşüyor. Sektörde yaşanan değişimin merkezinde ise hibrit etkinlik modeli bulunuyor. Bir dönem zorunlu bir alternatif olarak görülen ve B planı olarak konumlanan hibrit organizasyonlar, dijitaldeki izleyiciyle salondaki katılımcıyı aynı etkileşim gücüyle birbirine bağlayan, bütçe dostu ve küresel ölçekli yeni nesil ana model haline gelmiş vaziyette.
MONOLOG DİNLEMEK YERİNE ŞEHİR DENEYİMİ ARAYAN KATILIMCI
MICE sektöründeki dönüşümün bir diğer boyutunu ise katılımcı beklentilerinde yaşanan değişimler oluşturuyor. İnsanlar artık sadece düzenlenen kongre ve etkinliklerde gerçekleştirilen konuşmaları dinleyen kişiler olarak kalmaktan kaçınıyor. Kimse saatlerce koltukta oturup monolog dinlemek amacıyla uçak bileti almıyor, seyahat gerçekleştirmiyor. Yeni nesil katılımcı kendi özel ajandasını yönetebileceği, güçlü network kurabileceği ve işin içine mutlaka şehir deneyimini katabileceği esnek formatlar talep ediyor. Teknoloji ise bu yeni dönemin görünmeyen mimarı olarak öne çıkıyor. Bir dönem sadece barkod okutmakla sınırlı olan teknoloji kullanımı artık çok daha işlevsel bir hale geliyor. İnsanların düzenlenen organizasyonlardan en üst düzeyde faydalanmasını sağlayacak stratejik sistemler geliştiriliyor. Yapay zeka destekli eşleştirme sistemleri, kişiselleştirilmiş programlar, gerçek zamanlı veri analizi ve dijital operasyon yönetimi sayesinde etkinlikler artık daha verimli planlanıyor ve ölçülebiliyor.
(TÜRSAB MICE Turizmi İhtisas Başkanı Gürkan Akün)TÜRKİYE: YÜKSEK KATMA DEĞER ÜRETEN MICE MERKEZİ
Türkiye'nin bu yeni dönemdeki en önemli avantajlarını ulaşılabilirliği ve sunulan hizmet kalitesinin yüksekliği oluşturuyor. Türk Hava Yolları'nın küresel uçuş ağı ve İstanbul Havalimanı'nın bağlantı gücü, ülkemizi uluslararası organizasyonlar için doğal bir buluşma noktası haline getiriyor. Güçlü kongre altyapısı, nitelikli konaklama kapasitesi, deneyimli insan kaynağı ve misafirperverlik kültürüyle birleşen bu avantajlar, Türkiye'yi yalnızca rekabetçi maliyet sunan bir destinasyon olmanın ötesine taşıyarak yüksek katma değer üreten bir MICE merkezi olma potansiyeli kazandırıyor. MICE turizmi, yaz aylarına sıkışan hareketliliği yıl geneline taşıyarak sezonu uzatıyor, şehir ekonomilerini canlı tutuyor ve yüksek harcama yapan ziyaretçi profiliyle yerel işletmelere doğrudan değer kazandırıyor. Bu bakımdan MICE alanındaki gelişimi sürdürülebilir kılmak büyük önem taşırken, bunu sağlamanın yolu da sektördeki trendleri yakından takip etmekten geçiyor. 2030 vizyonunda sektörün yönünü sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve insan odaklı deneyim tasarımı belirleyecek. Karbon ayak izini azaltan organizasyonlar, yapay zeka ile kişiselleştirilen deneyimler, güçlü siber güvenlik altyapıları ve katılımcının fiziksel olduğu kadar zihinsel iyilik halini de önceleyen 'wellness' odaklı etkinliklerin önümüzdeki süreçte yeni standart haline geleceğini öngörüyoruz.
SAĞLIK TURİZMİ
SAĞLIK YÖNETİMİ UZMANI, DÜNYA SAĞLIK TURİZMİ PLATFORMU (DSTP) BAŞKANI, ULUSLARARASI SAĞLIK YÖNETİMİ VE SAĞLIK TURİZMİ DANIŞMANI BEHLÜL ÜNVER: SAĞLIK TURİZMİNDEN KÜRESEL SAĞLIK EKONOMİSİNE GEÇİŞ
Dünya sağlık sektöründe yeni rekabet, münferit hastaneler arasından sıyrılarak ülkelerin oluşturduğu bütüncül sağlık ekosistemleri arasında yaşanıyor. Yapay zeka, dijital sağlık, biyoteknoloji ve uluslararası yatırımlar sektörün rekabet kurallarını yeniden tanımlarken, sağlık turizmi de son yirmi yıldaki büyüme dönemini geride bırakıp küresel sağlık ekonomisinin stratejik bileşenlerinden biri haline geliyor. Türkiye de bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri konumunda. Resmi verilere göre 2024 yılında yaklaşık 1.5 milyon uluslararası sağlık ziyaretçisi ağırlandı ve 3 milyar doların üzerinde sağlık turizmi geliri elde edildi. Açıklanan 2028 yılındaki 20 milyar dolarlık gelir hedefi sektör açısından kritik bir kilometre taşı niteliği taşıyor. 2028'i ekonomik bir hedef, 2030'u ise küresel sağlık ekosisteminde liderlik vizyonu olarak konumlandırmak gerekiyor.
'AKILLI EKOSİSTEM' VE 'GÜVEN' DÖNEMİ
Uzun yıllar boyunca sağlık turizmindeki rekabet; uygun maliyet, nitelikli hekimler ve modern hastaneler üzerine kuruluydu. Bugün ise uluslararası hastaların beklentileri kökten değişti. Yeni nesil sağlık tüketicisi; tedavi öncesinde dijital danışmanlık almak, yapay zeka destekli bilgiye ulaşmak ve tedavi sonrasında uzun dönemli dijital takip hizmeti bekliyor. İnsanlar artık yalnızca tedavi almakla kalmayıp güven, deneyim ve yaşam kalitesi satın alıyor. Küresel pazardaki rakiplerimizden Singapur yüksek teknolojiye, Tayland wellness entegrasyonuna, Güney Kore estetik ve dijital sağlığa, Birleşik Arap Emirlikleri ise uluslararası yatırımlara odaklanıyor. Türkiye ise güçlü sağlık altyapısını ve yetişmiş insan kaynağını dijital dönüşümle destekleyerek bu yeni nesil ekosisteme geçişi hızlandırmalı. Ayrıca yapay zeka ve dijital sağlık hizmetleri uluslararası hasta yolculuğunu kökten değiştirirken, sağlık turizminde hedef artık sadece daha fazla hasta ağırlamak değil, bütüncül bir 'Akıllı Sağlık Ekosistemi' oluşturmak haline geliyor. Hastaneler, teknoloji şirketleri ve kamunun ortak değer ürettiği bu model; sağlık ekonomisini, yüksek teknoloji üretimini ve nitelikli istihdamı da büyütüyor.
(Sağlık Yönetimi Uzmanı, Dünya Sağlık Turizmi Platformu Başkanı, Uluslararası Sağlık Yönetimi ve Sağlık Turizmi Danışmanı Behlül Ünver)2028 BİR RAKAM, 2030 İSE KÜRESEL LİDERLİK
2028 yılı için belirlenen 20 milyar dolarlık hedef önemli bir ekonomik vizyon; ancak asıl mesele bu büyüklüğü sürdürülebilir kılacak yapıyı kurabilmek. 2030 yılında Türkiye; sağlık teknolojileri geliştiren, yapay zeka destekli sağlık çözümlerinde öncü olan, uluslararası sağlık yatırımlarını çeken, sağlık eğitimi ve danışmanlığı ihraç eden, bilimsel araştırmaları destekleyen, sağlık diplomasisinde etkin rol üstlenen, güvenilir küresel sağlık markası oluşturan bir ülke olmalı. 2030'a giderken yapay zeka destekli hasta koordinasyon merkezleri, dijital ikinci görüş platformları, hibrit sağlık hizmetleri, uluslararası rehabilitasyon merkezleri, longevity ve sağlıklı yaş alma kampüsleri, değer odaklı sağlık hizmetleri (Value-Based Healthcare), uzaktan hasta takip sistemleri ve uluslararası sağlık abonelik modelleri sektörün yeni büyüme alanları olacak.
Bu vizyonun hayata geçirilebilmesi için beş temel öncelik öne çıkıyor:
1. Sağlık turizmi; sağlık, ticaret, turizm, ulaştırma, eğitim, teknoloji ve dış politika boyutlarını kapsayan ortak bir ulusal stratejiyle yönetilmeli.
2. Yapay zeka destekli hasta yönetimi, dijital sağlık uygulamaları ve veri odaklı karar sistemleri yaygınlaştırılmalı.
3. Wellness, longevity, rehabilitasyon, yaşlı bakım hizmetleri, biyoteknoloji ve sağlık teknolojileri sağlık turizminin ayrılmaz parçaları haline getirilmeli.
4. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektor ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü iş birlikleri kurularak Türkiye'nin sağlık diplomasisi kapasitesi artırılmalı.
5. Türkiye yalnızca kaliteli sağlık hizmeti sunmakla sınırlı kalmayıp; güven üreten, bilgi paylaşan ve küresel ölçekte marka değeri oluşturan bir ülke olarak konumlandırılmalı.
2030'un sağlık ekosistemi ise dört temel sütun üzerine inşa edilmeli: Güven, teknoloji, bilgi ve uluslararası iş birliği. OECD'nin de işaret ettiği gibi turizmde dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik artık rekabet avantajının temel belirleyicileri arasında yer alıyor. Türkiye'nin gerçek rekabet avantajı yalnızca modern hastaneleri değil, sağlıkta oluşturacağı güçlü ekosistem olacak.
MEDİKAL TURİZM DERNEĞİ BAŞKANI UZM. DR. SİNAN İBİŞ: REKABET, DEĞER ÜRETİMİ ÜZERİNDEN TANIMLANMALI
Dünya artık yalnızca daha fazla seyahat eden değil, aynı zamanda daha uzun yaşayan bir nüfusa sahip. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre 2050 yılında 60 yaş üzerindeki nüfus iki milyarı aşacak; 65 yaş üzerindeki nüfus ise dünya tarihinin en büyük demografik dönüşümünü oluşturacak. Bu değişim, sağlık sistemleri kadar turizm ekonomisini de yeniden şekillendiriyor. Artık medikal turizmin merkezinde, hastalıkların tedavisinin ötesine geçerek; sağlığın korunması, yaşam kalitesinin artırılması ve aktif yaşlanma yer alıyor.
Bugünün sağlık turisti, yalnızca başarılı bir operasyonla yetinmeyip; güven, kişiselleştirilmiş hizmet, dijital erişim, sürdürülebilir bakım ve yaşam deneyimi talep ediyor. Tedavi öncesinden başlayıp tedavi sonrasındaki uzun dönem takibe kadar uzanan bütüncül hasta deneyimi, rekabetin en önemli belirleyicisi haline geliyor. Başarı artık sadece klinik sonuçlarla sınırlı kalmayıp, hastanın kendini ne kadar güvende, değerli ve sürekli desteklenmiş hissettiğiyle de ölçülüyor. Bu dönüşüm, sağlık turizmini klasik 'medikal turizm' anlayışının ötesine taşıyor. Koruyucu sağlık uygulamaları, sağlıklı yaş alma programları, rehabilitasyon, termal sağlık, dijital sağlık çözümleri ve uzun süreli bakım hizmetleri önümüzdeki dönemin en hızlı büyüyen alanları olacak. Özellikle kronik hastalık riski taşıyan ve yaşlanma sürecine giren bireyler için geliştirilecek entegre sağlık programları, geleceğin en stratejik sağlık turizmi ürünleri arasında yer alıyor.
TÜRKİYE İÇİN TARİHİ FIRSAT PENCERESİ
Türkiye bu yeni dönemin en güçlü adaylarından biri konumunda. Güçlü sağlık altyapısı, deneyimli insan kaynağı, uluslararası standartlarda hastaneleri, termal kaynakları, uygun maliyet avantajı ve Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ile Kuzey Afrika'nın kesişimindeki stratejik konumu önemli rekabet üstünlükleri sunuyor. Avrupa'da hızla yaşlanan nüfus ve artan bakım ihtiyacı düşünüldüğünde, Türkiye klasik tedavi merkezi anlayışını aşan bir yaklaşımla; sağlıklı yaşamın sürdürülebileceği güvenilir bir destinasyon olarak konumlanabilir. Ancak bunun için rekabeti fiyat üzerinden kurgulamak yerine, değer üretimi üzerinden yeniden tanımlamak gerekiyor. Uluslararası akreditasyonlar, ölçülebilir kalite standartları, yapay zeka destekli dijital hasta yönetimi, uzaktan sağlık hizmetleri, çok dilli bakım koordinasyonu ve uluslararası güven algısı artık sağlık turizminin vazgeçilmez unsurları arasında bulunuyor. Dijitalleşme sayesinde hasta ile ilişki seyahat öncesinde başlıyor, ülkesine döndükten sonra da kesintisiz devam ediyor.
(Medikal Turizm Derneği Başkanı Uzm. Dr. Sinan İbiş)YENİ REKABET BAŞLIKLARINA ODAKLANILMALI
2030'a giderken Türkiye'nin farklılaşacağı alanlar da değişecek. Geriatri ve sağlıklı yaş alma merkezleri, kronik hastalık yönetimi, rehabilitasyon, termal sağlık ekosistemleri, önleyici sağlık programları, yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri ve bakım ekonomisi, ülkemizin yeni rekabet başlıkları olmalı. Dünyanın ihtiyaç duyduğu, tedavinin yanı sıra daha uzun, daha kaliteli ve daha sağlıklı bir yaşam. Sağlık turizminin geleceği, aslında sağlık ekonomisinin geleceğini temsil ediyor. Kazanan ülkeler, daha fazla hasta kabul edenler olmaktan ziyade insanların daha uzun süre sağlıklı kalmasına katkı sağlayan, sağlıkla turizmi, teknolojiyi ve yaşam kalitesini aynı değer zincirinde buluşturabilen ülkeler olacak. Türkiye'nin 2030 vizyonu da tam bu noktada şekillenmeli.
GLOBAL SAĞLIK TURİZM KONSEYİ KURUCU VE ONURSAL BAŞKANI, HELLO TURİZM SEYAHAT ACENTASI KURUCU ORTAĞI VE GENEL MÜDÜRÜ EMİN ÇAKMAK: SAĞLIK TURİZMİNDE YENİ YATIRIM ALANLARINA YÖNELMELİYİZ
Sağlık turizmi denince hep akla medikal turizm geliyor; halbuki GHTC Global Sağlık Turizmi Konseyi Amman Deklarasyonu'na göre sağlık turizmi sekiz segmenti kapsıyor ve bunlardan sadece biri medikal turizm. Ülkemizde bu sekiz segmentin tamamını karşılayacak altyapı ve yetişmiş insan kaynağımız mevcut.
KÜRESEL REKABETTE YENİ ROTA
Medikal turizmde geçtiğimiz üç yıla kadar, pandemi dönemi dahil Türkiye dünyada lider konumdaydı. Ancak son üç yıldır maliyetlerimizin artması nedeni ile erişilebilir fiyat mertebesini kaybettik ve hastalar bu noktada yönlerini Hindistan, Malezya, Tayland ve Singapur gibi Uzak Doğu ve Asya-Pasifik ülkelerine çevirdiler. Bizim artık bu ülkeler ile rekabet etme şansımızın olmadığını düşünüyorum ve Türkiye olarak sağlık turizminde diğer segmentlere yönelmemiz gerekiyor. Bunlar ise termal ve ileri aktif yaşam turizminde halen erişilebilir durumundayız. İnsan kaynaklarımız ve altyapımız bu segmentlere hizmet edecek seviyede ve bu iki segmente yoğunlaşırsak yıllık 50 milyar Euro sadece Avrupa ülkelerinden gelir sağlayabiliriz. Dünyaca ünlü çok iyi hocalarımız var. Özellikle fizik tedavi ve rehabilitasyon, onkoloji-kanser, genel cerrahi ve organ nakillerinde son beş yıldır ülke olarak tercih edilen ilk sıralardayız. Bu alanlarda yoğunlaşmamız gerekiyor. Artık genel hastanecilik anlayışından çıkarak dal hastaneleri kurmamız şart. Yeni dönem bunu gerektiriyor. Hastalar artık daha çok branş hastanelerini tercih ediyor.
Sağlık turizminde sağlık ve konaklama hizmetleri ayrılmaz bir bütündür; bir tarafı aksarsa diğer tarafa da kötü etki yapar. Ülke olarak son 40 yıldır turizmde geldiğimiz noktada konaklama tesislerimiz dünya standartlarının üstünde bir kaliteye ve hizmete sahip. Son 20 yılda yapılan sağlık reformları ve yatırımlarla birlikte konaklamadaki seviyeleri de sağlık hizmetlerinde yakalamış durumdayız.
(Global Sağlık Turizm Konseyi Kurucu Ve Onursal Başkanı, Hello Turizm Seyahat Acentası Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Emin Çakmak)SAĞLIK TURİZMİ BAKANLIĞI ŞART
Türkiye kamu-özel sektör iş birliğinde örnek bir ülke haline geldi. Dışişleri Bakanlığımız, Ticaret Bakanlığımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığımız ile yapılan iş birlikleri ile ülkemiz sağlık turizminde öncü ve tercih edilen ülkeler arasına girdi ve lider konumuna yükseldi. Birçok ülke, Türkiye'nin kamu-özel iş birliğini örnek alıyor. Ancak yeterli mi; hayır. Kamu-özel sektör iş birliklerini koordine edecek bir Sağlık Turizmi Bakanlığı'na kesin ihtiyaç var. Sağlık Turizmi Bakanlığı kurulması durumunda kamu-özel sektör iş birliği daha da geliştirilerek ülke ekonomisine sağlık turizminin sekiz segmentinden 100 milyar Euro gelir elde edebiliriz. Ülkemizin sağlık turizminde öncelikli yatırım alanlarına kesin ihtiyaç var. Konaklama ve termal tesislerine, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine, yaşlı bakım ve ileri aktif yaşam köyleri ile tesislerine, dal hastanelerine ve daha profesyonel SPA-wellness esenlik resortları ile sağlıklı beslenme merkezlerine yönelik yatırım alanlarına yönelmemiz şart.
2030'A DOĞRU İNSAN KAYNAĞI
Gelecekteki en önemli eksiğimiz yetişmiş insan kaynağı olacağı için ara eleman planlamamızı bugünden doğru yapmalı ve üniversite-özel sektör iş birliğiyle ihtiyaç duyulan alanlarda yeni bölümler açmalıyız. Alanya Üniversitesi'nin yaşlı bakım, aşçılık ve fizik tedavi ara elemanı yetiştirmesi bu dönüşümün en güzel örneğidir. Fazla sayıda mühendis yetiştirmek yerine ihtiyacımız kadarını yetiştirmeli; altyapı yatırımlarımızı ise kitlesel hizmetlerden bireysel, kişisel hizmetlere kaydırmalıyız.