Yayın Tarihi:
17 Temmuz 2026 15:28Güncelleme Tarihi:
29 Temmuz 2026 11:45Güncelleme Tarihi:
29 Temmuz 2026 11:45Yayın Tarihi:
17 Temmuz 2026 15:28
Tüketim kültürü sessiz ama köklü bir kırılma döneminden geçiyor. Uzun yıllar boyunca 'daha fazla ürün, daha fazla seçenek, daha fazla hız' ekseninde şekillenen değer sistemi, bugün yerini çok daha rafine bir beklentiye bırakıyor: Daha iyi yaşamak. Bu dönüşümün merkezinde ise genişleyen wellness kavramı var. Bugün wellness; spor, beslenme ya da kişisel bakım kategorilerine ait bir başlık olmasının yanında yaşamın tamamını yeniden tanımlayan bir çerçeveye dönüşmüş durumda. Otellerden gıda markalarına, spor giyimden teknoloji destekli fitness ekosistemlerine kadar farklı disiplinler aynı ortak noktada buluşuyor. Diğer taraftan tüketici de bir ürün satın alırken onun ne yaptığı kadar, kendi yaşamlarına nasıl dokunduğunu da sorguluyor. Bir içeceğin gün içindeki enerjiye etkisi, bir spor giyim ürününün hareket özgürlüğüne katkısı, bir otel deneyiminin zihinsel dengeyi nasıl desteklediği ya da bir wellness programının günlük hayata dair ne kadar sürdürülebilir alışkanlıklar kazandırdığı... Tüm bu sorular, yeni tüketici davranışının temelini oluşturuyor. Farklı sektörlerden profesyonellerle gerçekleştirdiğimiz röportajlar röportajlar, bu büyük dönüşümün farklı katmanlarını ortaya koyuyor. Kimi 'longevity' kavramı üzerinden sağlıklı yaş almayı yeniden tanımlıyor, kimi hareketi bir performans göstergesi olmaktan çıkarıp topluluk ve aidiyet duygusuyla ilişkilendiriyor, kimi ise beslenmeyi fonksiyonel çözümlerle günlük yaşamın sürdürülebilir bir parçası olarak ele alıyor. Bu ortak anlatının merkezinde tüketicinin daha fazlasını istemekten vazgeçip daha iyi hissettiren bir yaşam deneyimi arayışı var. Öyle ki iyi yaşam, bir hedef ya da dönemsel bir motivasyon olmaktan çıkıp gündelik hayatın içine yerleşen bir sistem haline geliyor. Uyku kalitesinden stres yönetimine, beslenmeden hareket alışkanlıklarına, dijital dengeden sosyal bağlara kadar uzanan bu yaşam kurgusu, markaların rolünü genişletiyor. Yani mesele ihtiyaçları karşılamanın yanında insanların yaşam kalitesini sürdürülebilir biçimde iyileştirecek bütünsel bir değer yaratmak.
DÖNÜŞEN TÜKETİCİ PROFİLİ
Küresel iyi yaşam pazarında harcama alışkanlıkları ve motivasyonlar kökten değişirken, markaların başarıya ulaşması tüketicileri yaş gruplarının ötesinde, iyi yaşama yaklaşımlarına göre segmente etmesinden geçiyor. İşte McKinsey'nin Future of Wellness raporunun işaret ettiği beş tüketici grubu:
Maksimalist optimizer'lar: Genç, dijital dünyaya doğmuş ve bilimsel kanıtlara önem veren bu grup, kaliteli içerik ile teknolojik cihazlar için bütçe kısıtlaması yapmadan iyi yaşam alanındaki en son yenilikleri ve alternatif ürünleri tutkuyla deniyor.
Özgüvenli wellness tutkunları: Spor salonu üyeliklerine, fitness uygulamalarına ve sporcu beslenmesine odaklanan, ne istediğini iyi bilen bu sadık kitle, kapsamlı araştırmalar sonucunda rutinlerine dahil ettikleri markalar için yaşam boyu yüksek ticari değer sunuyor.
Gelenekselciler: Yaş ortalaması daha yüksek olan bu tüketici grubu yapay zeka destekli çözümler veya yeni trendler yerine içerik etiketlerine, sağlıklı beslenmeye ve basit, pratik, sürdürülebilir egzersiz rutinlerine odaklanıyor.
Sağlıklı yaşamda zorlananlar: İyi yaşam hedefleri olan ancak motivasyon eksikliği, stres ve kilo yönetimi gibi konularda zorluk yaşayan bu kitle, süreçleri kolaylaştıran, göz korkutmayan ve oyunlaştırma gibi yöntemlerle sürekliliği destekleyen çözümlere ihtiyaç duyuyor.
Wellness'a mesafeli olanlar: İyi yaşam trendlerine ilgi duymayan bu grup, bütçe konusunda son derece hassas olup sadece temel kişisel bakım ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik minimum düzeyde harcama yapıyor.
Markalara hedef kitlelerinin ihtiyaçlarını karşılarken yaşam kalitelerini de sürdürülebilir biçimde iyileştirecek ve bütünsel bir deneyim yaratacak wellness stratejilerini sorduk



GÜVEN YENİDEN TANIMLANIYOR
Sağlıklı yaşam trendleri yükseldikçe tüketicilerin gıda markalarından beklentileri de değişiyor. Bir zamanlar kalite ve köklü geçmişle özdeşleşen güven kavramı, bugün çok daha kapsamlı bir anlama sahip. Zira tüketici ürünlerin nasıl üretildiğini, hangi değerleri temsil ettiğini ve kendi yaşamlarına nasıl dokunduğunu sorguluyor. Danone Türkiye CMO'su ve Yürütme Kurulu Üyesi Zeynep Verda Duysak'a göre güven, bir tercih sebebi olmaktan çıkıp markalar için temel bir ön koşula dönüşmüş durumda. Şeffaflık, bilimsel temelli iletişim ve günlük hayata entegre edilebilen çözümler ise bu yeni dönemin en belirleyici unsurları arasında yer alıyor.
Sağlıklı beslenme algısının tabağın çok ötesine geçerek insanların yaşam tarzları, kendilerini nasıl hissettikleri ve günlük rutinleriyle şekillenen bütünsel bir yapıya dönüştüğünü belirten Zeynep Verda Duysak, bu dönüşümü 'Tek Gezegen. Tek Sağlık' vizyonuyla konumlandırdıklarını ifade ederek, amaçlarının gıda yoluyla mümkün olan en fazla sayıda insana sağlık ulaştırırken insan, toplum ve gezegen sağlığını bir bütün olarak ele almak olduğunu vurguluyor. Sağlıklı beslenmeyi bireysel bir tercihten ziyade geniş bir sorumluluk alanı olarak tanımlayan Duysak, ürünlerini sadece besin değerleri üzerinden değil, günlük hayatın içinde kolayca yer bulan, pratik ve fonksiyonel çözümler olarak sunduklarını dile getiriyor. Türkiye'de ürettikleri tüketici ürünlerinin yüzde 95'inin, besin içeriklerine göre puanlama yapan Health Star Rating sisteminde 5 üzerinden 3.5 ve üzeri skora sahip olduğuna dikkat çekerken, modern dünyanın tüketici beklentilerini kültürel sofra gelenekleriyle buluşturmayı hedeflediklerini aktarıyor.
ŞEKER ORANI DÜŞÜYOR, KALSİYUM VE D VİTAMİNİ ORANI ARTIYOR
Gıda kategorisinde güven kavramının tanımının genişlediğine ve artık bir tercih sebebi değil, bir ön koşul haline geldiğine değinen Duysak, tüketicilerin artık daha fazla bilgiye sahip olduğunu, içerik karşılaştırması yaptığını ve markalardan daha farklı bir iletişim beklediğini ifade ediyor. Danone Türkiye'nin sahip olduğu 'B Corp' sertifikasının bu şeffaflık ve sorumluluk yaklaşımının önemli bir göstergesi olduğunu belirten Duysak, sorumlu pazarlama taahhütleri doğrultusunda ürün deneyiminin, kalitenin ve markanın duruşunun birbiriyle uyumlu olmasını önemsediklerini vurguluyor. Bu kapsamda 16 yaş altı çocuklara yönelik reklamların sınırlandırılmasına ilişkin AB taahhüdünün bir parçası olduklarını hatırlatarak Türkiye'deki eğlenceye yönelik sütlü atıştırmalık ürünlerin tamamında 100 gram başına düşen toplam şeker miktarını 10 gramın altına indirdiklerini, aynı kategorideki portföyün yüzde 82'sinde ise kalsiyum ve D vitamini oranını artırdıklarını açıklıyor.
(Danone Türkiye CMO'su ve Yürütme Kurulu Üyesi Zeynep Verda Duysak)TÜKETİCİNİN GÜNLÜK HAYATTAKİ DENGE ARAYIŞI İLHAM VERİYOR
Fonksiyonel gıdalar ve kişiselleştirilmiş beslenme trendini uzun vadeli bir tüketici beklentisi olarak gördüklerini belirten Duysak, Türkiye pazarında lezzet, alışkanlık ve kültürel uyumun belirleyici unsurlar olduğunu ifade ediyor. Bir ürünün fonksiyonel fayda sunmasının tek başına yeterli olmadığını, günlük rutine pratik şekilde dahil olması ve fiyat-değer dengesini sağlaması gerektiğini savunuyor ve probiyotiklerden bitki bazlı alternatiflere, laktozsuz seçeneklerden günlük protein ihtiyacını destekleyen ürünlere kadar geniş bir çeşitliliğe odaklandıklarını söylüyor. Bu doğrultuda Activia ile probiyotikli ürünlerde, Alpro ile bitki bazlı beslenmede, sütlü ürünlerle ise günlük beslenme rutinlerinde tüketiciye eşlik ettiklerini aktarıyor. Activia'nın wellness anlatısındaki rolünü tüketicilerin günlük hayatlarındaki denge arayışı üzerinden değerlendirdiklerini belirten Duysak, markanın varoluş amacını bağırsakta iyilik hareketini destekleyerek insanların her gün kendilerini iyi hissetmelerine katkıda bulunmak şeklinde açıklıyor. Bugün wellness kavramının tüketiciler için gün içindeki enerjiyi, zihinsel dengeyi ve sürdürülebilir küçük alışkanlıkları kapsayan bütünsel bir yaşam yaklaşımı anlamına geldiğini ifade eden Duysak, Activia'nın pratik tasarımıyla sabah rutinlerinin ya da küçük molaların önemli bir parçası haline geldiğini vurguluyor. Tüketiciyi bu yolculuğa aktif olarak dahil etmek adına hayata geçirdikleri 'Bağırsakta İyilik Hareketi' platformu ve 21 Günlük Challenge programı sayesinde, tüketicilere sürdürülebilir alışkanlıklar kazanmaları için ilham verdiklerini ve bu sayede iyi hissetme gündemini şekillendiren öncü bir marka konumuna geldiklerini sözlerine ekliyor.
LEZZET VE PAYLAŞIM ODAKLI SEÇİMLER
Türkiye'deki sağlık ve iyi yaşam algısında son yıllarda çok katmanlı bir değişim gözlemlediklerini belirten Duysak, tüketicilerin artık 'iyi kalma ve iyi yaş alma' kavramlarına odaklanarak beslenme alışkanlıklarını yeniden şekillendirdiğini ifade ediyor. Bu farkındalığın fiyat, ulaşılabilirlik ve köklü sofra kültürü gibi pratik gerçeklerle birleştiğine dikkat çeken Duysak, Türk kültüründe yemeğin aile, paylaşım ve duygusal bağ kurulan bir ritüel olduğunu hatırlatıyor. Tüketicinin yeniliğe açık olmakla birlikte köklerinden kopmak istemediğini, seçim yaparken lezzetten ve paylaşmaktan vazgeçmediğini belirterek başarılı markaların bu hassas dengeyi doğru kurması gerektiğinin altını çiziyor.
Gelecek dönemin en belirleyici trendinin 'günlük hayata entegre edilebilen, güvenilir ve gerçekçi wellness' anlayışı olacağını öngören Duysak, fonksiyonel faydaların sade, bilimsel temelli ve günlük yaşamla ilişkilendirilen bir dille aktarılmasının önem kazanacağını savunuyor. Gıda markaları için en büyük iletişim fırsatının tüketiciye bu faydanın günlük hayattaki karşılığını göstermek olacağını belirten Duysak, dijital araçlar ve veri temelli içgörüler sayesinde kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımının da hız kazanacağını, önümüzdeki dönemde teknoloji ile beslenmenin çok daha yakın bir ilişki kuracağını öngörüyor.
HAYATIN GERÇEK RİTMİYLE UYUMLU DENEYİMLER
Wellness turizmi, son yıllarda hızla büyüyen bir seyahat segmenti olmanın ötesine geçerek insanların yaşam biçimlerine dair beklentilerini yeniden şekillendiriyor. Six Senses Kaplankaya Genel Müdürü Can Göktaş, bu dönüşümü tatilden yenilenmeye, konfordan farkındalığa uzanan bir yolculuk olarak tanımlıyor. Göktaş'a göre misafirler artık yalnızca birkaç gün dinlenmek için değil, daha sağlıklı alışkanlıklar edinmek, kendileriyle yeniden bağ kurmak ve yaşamın hızına kısa süreliğine de olsa bilinçli bir ara vermek için seyahat ediyor. Six Senses Kaplankaya'nın yaklaşımı da bu noktada devreye giriyor: Spa deneyimini aşan, beslenmeden uykuya, hareketten meditasyona kadar uzanan bütünsel bir iyi yaşam anlayışı.
*Wellness turizmi son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdi. Sizce insanlar bugün bir tatilden ne bekliyor?
Bugün misafirler yalnızca dinlenmek değil, aynı zamanda dönüşmek istiyor. Fiziksel rahatlama tek başına yeterli değil; zihinsel denge, duygusal iyilik hali, ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları da tatil deneyiminin merkezine yerleşmiş durumda. Six Senses Kaplankaya'da misafirler, kendilerine iyi gelen ritüelleri keşfetmek, günlük hayatlarına taşıyabilecekleri farkındalıklar edinmek ve gerçek bir yenilenme hissiyle ayrılmak istiyor. Bu nedenle tatil kavramı giderek daha bütünsel, daha kişisel ve daha anlamlı bir deneyime evriliyor.
*Six Senses Kaplankaya'da wellness kavramını spa deneyiminin ötesinde nasıl ele alıyorsunuz? İyi yaşam misafir deneyiminin hangi noktalarına yayılıyor?
Six Senses Kaplankaya'da wellness, misafirin tesise adım attığı andan itibaren başlayan ve ayrıldıktan sonra da etkisini, sürdüren bütünsel bir yaşam yaklaşımı. Temel misyonumuz, insanın doğayla ve kendi, özüyle yeniden bağ kurmasını sağlamak ve tüm deneyimlerimizi bu amaç doğrultusunda kurguluyoruz. İyi yaşam anlayışımız beslenmeden uyku kalitesine, hareketten farkındalık pratiklerine kadar konaklamanın her anına entegre ediliyor. Kişiselleştirilmiş programlar, uzman terapistler ve doğayla kurulan güçlü bağ sayesinde misafirler hem bedensel hem de zihinsel dengeyi yeniden keşfediyor. Gastronomi de bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor; sağlıklı, mevsimsel ve sürdürülebilir içeriklerle beslenmenin iyileştirici gücünü deneyimin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz.
*Yeni nesil lüks trendlerini nasıl okuyorsunuz?
Bugünün lüks anlayışı artık gösterişten çok, zamanın nasıl deneyimlendiğiyle tanımlanıyor. Biz lüksü, zamanı yavaşlatabilmek, misafirlere kendileri için gerçek bir alan açabilmek olarak yorumluyoruz. Günümüzün hızlı akışı içinde en büyük ayrıcalıklardan biri, günlük endişelerden uzaklaşabilmek, zihni sakinleştirebilmek ve insanın kendisiyle baş başa kalabileceği anlar yaratabilmek. Elbette kişiselleştirilmiş hizmet anlayışı bu deneyimin önemli bir parçası ancak asıl değer, misafirin zamanını daha bilinçli, daha derin ve daha anlamlı yaşayabilmesinde yatıyor. Bu doğrultuda, meditasyon, sessizlik alanları ve doğayla iç içe deneyimler aracılığıyla misafirlerimize hem yavaşlayabilecekleri hem de kendileriyle yeniden bağ kurabilecekleri fırsatlar sunuyoruz. Bu yaklaşım, lüksü yalnızca bir konfor unsuru olmaktan çıkarıp, dengeli ve farkındalıklı bir yaşam deneyimine dönüştürüyor.
(Six Senses Kaplankaya Genel Müdürü Can Göktaş)*Günümüzün hızlı ve sürekli bağlantıda kalmayı gerektiren yaşam biçimi, insanların dinlenme ihtiyaçlarını nasıl değiştirdi? Misafir davranışlarında gözlemlediğiniz yeni eğilimler neler?
Günümüzün hızlı yaşam temposu, insanları gerçek anlamda yavaşlama ve kendileriyle yeniden bağ kurma arayışına yöneltiyor. Misafirlerimizin doğayla daha güçlü bir bağ kurmak, anda kalmak ve zihinsel dinginlik bulmak istediklerini gözlemliyoruz. Daha sade, daha anlamlı ve derinlikli deneyimlere yönelim belirgin şekilde artarken, yalnızca bireysel değil, başkalarıyla da gerçek ve samimi bağlar kurabilecekleri alanlara ihtiyaç duyuluyor. Bu doğrultuda, misafirlerimize dinlenme deneyiminin yanında birlikte deneyimleme ve paylaşma imkanı sunan ortamlar yaratıyoruz. Dolunay seremonileri, labirent yürüyüşleri ve benzeri ritüeller, misafirlerin hem kendileriyle hem de çevreleriyle daha derin bir bağ kurmalarına olanak tanıyor. Misafirler artık zihinsel ve duygusal olarak da beslenmek istiyor. Kısa ama etkili kaçamaklar, hedef odaklı wellness programları ve kişiselleştirilmiş deneyimler daha fazla talep görürken, geçirilen her anın anlamlı ve kalıcı bir etki yaratması beklentisi öne çıkıyor.
*Türkiye'nin wellness turizmindeki potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgenin global wellness haritasındaki konumunu güçlendiren unsurlar neler?
Türkiye, doğal kaynakları, iklimi, zengin mutfak kültürü ve köklü şifa gelenekleriyle wellness turizmi açısından son derece güçlü bir potansiyele sahip. Six Senses Kaplankaya'nın bulunduğu Ege coğrafyası ise temiz hava, sakin yaşam ritmi ve güçlü doğa deneyimiyle bu potansiyelin en iyi yansımalarından biri. Ancak bugün wellness kavramı çok daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Longevity, yani iyi ve sağlıklı yaş alma, bu alanın en önemli başlıklarından biri haline gelmiş durumda. Özellikle Avrupa'da, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde bu alana odaklanan, medikal içerikten uzak ancak doktor kontrolünde daha sağlıklı bir yaşamı destekleyen özelleşmiş kliniklerin sayısı hızla artıyor. Bu yapılar, wellness ile sağlık turizmi arasında yeni bir köprü kuruyor. Türkiye'de de sağlık turizmi altyapısının gelişmesiyle birlikte bu alanda önemli bir fırsat doğduğunu düşünüyorum. Bu tür modellerin hukuki ve operasyonel olarak desteklenmesi, daha yakından incelenmesi ve doğru şekilde adapte edilmesi halinde, Türkiye'nin global wellness sahnesinde çok daha güçlü ve farklılaşmış bir konuma ulaşması mümkün.
*Önümüzdeki dönemde wellness ve hospitality dünyasının hangi başlıklar altında buluşacağını öngörüyorsunuz?
Wellness ve hospitality dünyası aslında sabit değil, sürekli evrilen bir misafir davranışı etrafında şekilleniyor. Son dönemde özellikle Avrupa'daki longevity yaklaşımına baktığımızda, bu alanın daha esnek, daha dengeli ve yaşamın akışıyla uyumlu bir yöne evrildiğini görüyoruz. Misafirler yalnızca disiplin odaklı programlardan ziyade iyi hissetmeyi, keyif almayı ve sosyal bağlarını koruyarak sürdürebilecekleri bir yaşam anlayışını tercih ediyor. Kendilerine iyi bakarken aynı zamanda hayatın sunduğu anlardan geri kalmamak, sevdikleriyle bir arada olmak ve deneyimin duygusal boyutunu da yaşamak giderek daha önemli hale geliyor. Bu da daha bütünsel, daha yumuşak geçişler sunan ve misafirin yaşam tarzına uyum sağlayan yaklaşımları öne çıkarıyor. Elbette bu dinamik yapı, wellness dünyasının geleceğinin de sürekli yeniden tanımlanacağını gösteriyor. Yeni yaklaşımların uzun vadeli etkilerinin yakından takip edilmesi ve bilimsel olarak değerlendirilmesi, önümüzdeki dönemde yeni bir dönüşüm dalgasını beraberinde getirebilir. Six Senses Kaplankaya olarak biz de bu değişimi yakından izliyor, misafirlerimize daha dengeli, sürdürülebilir ve hayatın gerçek ritmiyle uyumlu deneyimler sunmaya devam ediyoruz.
BİR KAÇIŞ DEĞİL, YENİ BİR YAŞAM SİSTEMİ
Wellness kavramı büyük bir kesim için uzun yıllar boyunca 'yoğun hayattan kısa bir kaçış' olarak tanımlandı. Spa tatilleri, detoks programları ve kısa süreli yenilenme ritüelleri, iyi yaşamın karşılığıydı. Ancak bugün bu tanım iyi yaşamı anlatmaya yetmiyor. Zira iyi yaşam, yaşamın kendisini yeniden yapılandıran bir sistem haline geliyor. TheLifeCo Wellbeing Kurucusu Ersin Pamuksüzer bu dönüşümün merkezinde, wellness'ın günlük hayata, bilime ve kişiselleştirilmiş sağlık anlayışına entegre olmasını görüyor. Bu da wellness merkezlerini bir tatil destinasyonundan çıkarıp, yaşam tarzı dönüşümünün başladığı yeni bir ekosisteme dönüştürüyor.
Geçmişten bugüne wellness kavramının geçirdiği büyük zihinsel ve pratik dönüşümü değerlendirirken, iyi yaşam arayışının artık lüks bir tatil ya da spa günüyle sınırlı kalmadığını vurguluyor TheLifeCo Wellbeing Kurucusu Ersin Pamuksüzer. Yoğun tempolardan kısa süreli kaçışların yerini beslenme, uyku, hareket ve zihinsel dengenin bütünsel bir yaşam biçimi olarak günlük hayatın merkezine taşındığı bir döneme bıraktığını belirten Pamuksüzer, özellikle pandemi sürecinin sağlığın kırılganlığını gözler önüne sererek bağışıklık, stres yönetimi ve duygusal dayanıklılık gibi kavramları herkesin gündemine taşıdığının altını çiziyor. Günümüzde wellness'ın uzun vadeli sağlık ve yaşam kalitesine yapılan bir yatırım anlamına geldiğini ifade ederken, giyilebilir cihazlar ve kişiselleştirilmiş beslenme uygulamaları gibi teknolojilerin de bireylerin kendi sağlık verilerini izleyerek bilinçli tercihler yapmalarını kolaylaştırdığına dikkat çekiyor.
WELLNESS SEKTÖRÜNÜ GENİŞLETEN 3 TEMEL DİNAMİK
Wellness sektörünün detoks ve spa odaklı yapıdan daha bütünsel bir eksene kaymasının arkasında üç temel dinamiğin yattığını aktaran Pamuksüzer, ilk olarak bağırsak-beyin bağlantısı, kronik inflamasyon ve sirkadiyen ritimler gibi bilimsel konuların ana akım medyaya taşınmasıyla insanların bu uygulamaların ardındaki kanıtları merak etmeye başladığını dile getiriyor. İkinci dinamik olarak zihinsel sağlık farkındalığının artmasını göstererek, stres ve tükenmişlik gibi durumların açıkça konuşulabilmesi sayesinde meditasyon ve farkındalık pratiklerinin spa menülerinde bile öne çıktığını belirtiyor. Son dinamik olan kişiselleştirme talebinin ise herkes için tek reçete dönemini kapattığını; genetik testler, mikrobiyom analizleri ve biyobelirteç takipleriyle programların tamamen bireyin biyolojisine, yaşam tarzına ve hedeflerine göre şekillendiğini ifade ediyor.
MİSAFİR PROFİLİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİM
TheLifeCo'nun kuruluşundan bu yana misafir profilinde ve beklentilerinde köklü bir değişim gözlemlediklerini aktaran Pamuksüzer, ilk yıllarda çoğunlukla kilo vermek ya da bir sağlık sorunundan sonra toparlanmak için gelen konukların yerini bugün herhangi bir sağlık sıkıntısı olmayan, sadece iyi yaş almak ve önleyici yaklaşıma odaklanmak isteyen bir kitlenin aldığını söylüyor. Yaş ortalamasının düştüğünü; genç profesyonellerin, girişimcilerin ve sporcuların performanslarını artırmak amacıyla merkezlerini tercih ettiğini belirten Pamuksüzer, insanların artık beslenme eğitimi, zihinsel netlik ve eve döndüklerinde sürdürebilecekleri pratik araçları içeren dönüştürücü bir deneyim talep ettiklerini vurguluyor. Bu doğrultuda wellness merkezlerinin sadece bir tatil noktası olmaktan çıkıp, yaşam tarzı değişikliğinin başladığı bir okul gibi konumlandığına işaret ediyor.
(TheLifeCo Wellbeing Kurucusu Ersin Pamuksüzer)SÜREKLİ ERİŞİLEBİLİR OLMA BEKLENTİSİ TÜKENMİŞLİĞİ KÖRÜKLÜYOR
Healthy aging ve longevity yaklaşımının wellness sektörünün evrimindeki bir sonraki doğal adımı temsil ettiğini savunan Pamuksüzer; temel meselenin sadece ömrü uzatmak değil, sağlıklı, aktif ve işlevsel kalarak yaşlanabilmek olduğunu ifade ediyor. Bu yeni bakış açısının önleyici tıp entegrasyonunu beraberinde getireceğini, wellness merkezleri ile kliniklerin stratejik iş birlikleri kurarak ileri tetkikleri ve epigenetik testleri standart hale getireceğini öngörüyor. Aynı zamanda hiperbarik oksijen, kriyoterapi, IV ve ozon tedavisi gibi bilime dayalı müdahalelerin tamamen klinik kanıtlara dayanan protokollere dönüşeceğini belirten Pamuksüzer, konuklarla yılda bir kez yapılan ziyaretlerin ötesinde, sağlık verilerinin sürekli izlendiği yaşam boyu süren bir üyelik modeline geçileceğini kaydediyor. Türkiye'nin ise zengin termal kaynakları, iklim çeşitliliği, güçlü sağlık turizmi altyapısı ve rekabetçi fiyat avantajıyla küresel ölçekte güçlü bir longevity destinasyonu olma potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor.
UYKU KALİTESİ DÜŞTÜ DİKKAT SÜRESİ KISALDI
Modern yaşamın getirdiği kesintisiz dijital yoğunluğun ve sürekli bağlantıda olma halinin insan beynini kronik bir uyarılmışlık durumunda bıraktığını hatırlatan Ersin Pamuksüzer; bu durumun kortizol seviyelerini yükseltirken uyku kalitesini düşürdüğünü ve dikkat süresini kısalttığını belirtiyor. Fiziksel olarak masa başı çalışmanın kas-iskelet sorunlarına ve metabolik yavaşlamaya yol açtığını, zihinsel düzeyde ise sürekli erişilebilir olma beklentisinin tükenmişliği körüklediğini ifade eden Pamuksüzer, bu olumsuz etkilerin sonucunda insanların dijital detoks programlarına, sessizlik retreatlerine ve doğada zaman geçirme deneyimlerine yöneldiğini söylüyor. Pamuksüzer, wellness merkezlerinin bu noktada sadece dönemsel uygulamalar sunmakla kalmayıp, bireylere teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurma becerisi kazandırmayı da görev edinmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamlıyor.

WELLNESS ARTIK YAŞAMI YÖNETMEKLE İLGİLİ
Bir zamanlar fitness ekipmanları ve spor salonlarıyla özdeşleşen wellness, bugün yaşamın tüm katmanlarına yayılan kapsamlı bir deneyimi ifade ediyor. Buna paralel olarak hareket, uyku, zihinsel denge ve kişiselleştirilmiş sağlık yönetimi birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil daha uzun ve kaliteli yaşamın ortak bileşenleri olarak ele alınıyor. Bu dönüşüm, insanların bedenleriyle kurduğu ilişkinin yanı sıra yaşadıkları mekanlardan çalışma alanlarına kadar günlük hayatın fiziksel kurgusunu da değiştiriyor. Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Vittorio Zagaia, bu dönemi 'Wellness'tan Healthness'a' geçiş olarak tanımlıyor. Zagaia'ya göre wellness artık teknolojinin, tasarımın ve inovasyonun bir araya gelerek insanlara dengeli ve sürdürülebilir bir yaşam sunmasıyla ilgili. Bu nedenle Technogym kendisini otellerden rezidanslara, kurumsal wellness alanlarından ev yaşamına kadar uzanan geniş bir ekosistemde, mimarinin doğal bir parçası haline gelen bütünsel bir yaşam markası olarak konumlandırıyor.
*Technogym kendisini nasıl bir yaşam markası olarak konumlandırıyor?
1983 yılında İtalya'nın Cesena kentinde Nerio Alessandri'nin evinin garajında başlayan Technogym hikayesi, bugün 100'den fazla ülkede milyonlarca insanın hayatına dokunan global bir wellness ekosistemine dönüştü. Kurulduğumuz ilk günden bu yana kendimizi hareketi, sağlığı, teknolojiyi ve yaşam kalitesini bir araya getiren bütünsel bir yaşam markası olarak konumlandırıyoruz. Bugün wellness kavramı spor yapmakla sınırlı değil. İnsanlar daha enerjik, daha dengeli ve daha uzun bir yaşam sürmek istiyor. Bu nedenle biz de wellness'ı; hareket, zihinsel denge, uyku kalitesi, sürdürülebilir alışkanlıklar ve kişiselleştirilmiş sağlık yaklaşımını kapsayan bir yaşam kültürü olarak ele alıyoruz. Son yıllarda sıkça vurguladığımız 'Wellness'tan Healthness'a' yaklaşımı da tam olarak bu dönüşümü ifade ediyor. Technogym'in fark yaratan tarafı ise teknolojiyi, tasarımı ve inovasyonu aynı potada buluşturabilmesi. Bugün geliştirdiğimiz dijital ekosistem sayesinde kullanıcılar kendi sağlık verilerini takip edebiliyor, kişiselleştirilmiş antrenman programlarına erişebiliyor ve yaşam tarzlarına uygun sürdürülebilir rutinler oluşturabiliyor. Aynı zamanda tasarımı da bu deneyimin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü iyi yaşam bulunduğunuz alanın size hissettirdikleriyle de ilgili. Bu nedenle Technogym ürünleri bugün otellerden rezidanslara, kurumsal wellness alanlarından ev yaşamına kadar pek çok farklı yaşam alanında mimarinin doğal bir parçası haline geliyor. Bugün geldiğimiz noktada Technogym Türkiye, hareketi hayatın doğal bir parçası haline getiren global wellness vizyonunu yerel yaşam kültürüyle buluşturan güçlü bir ekosistem haline geldi.
*İnsanların bedenleriyle ve sağlık rutinleriyle kurduğu ilişkide nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Son yıllarda insanların bedenleriyle kurduğu ilişki çok belirgin şekilde değişti. Bir dönem spor daha çok estetik kaygılarla ilişkilendirilirken, bugün insanlar kendilerini daha iyi hissetmek, enerjilerini korumak ve yaşam kalitelerini sürdürülebilir şekilde artırmak için hareket ediyor. Artık insanlar sağlık rutinlerini geçici hedeflerden öte günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görüyor. Uyku düzeni, stres yönetimi, zihinsel performans, nefes çalışmaları ve hareket birbirini tamamlayan unsurlar haline geldi. Özellikle genç kuşaklarda 'iyi yaş alma' kavramına yönelik çok daha bilinçli bir yaklaşım görüyoruz. Bir diğer önemli değişim ise kişiselleştirme beklentisi. İnsanlar kendi yaşam tarzlarına, fiziksel ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre şekillenen deneyimler arıyorlar. Aynı zamanda wellness spor salonlarında yaşanan bir deneyim olmaktan çıktı. İnsanlar seyahat ederken, çalışırken ya da evde vakit geçirirken de kendi rutinlerini sürdürmek istiyor. Otellerdeki wellbeing alanlarının dönüşmesi, evlerde wellness odaklı yaşam alanlarının artması ve kurumsal wellbeing yatırımlarının güçlenmesi bunun yansımaları.
*Longevity odağı wellness sektörünü nasıl dönüştürüyor?
Longevity yani sağlıklı ve kaliteli yaş alma yaklaşımı, wellness sektörünün yönünü köklü biçimde değiştiriyor. Bugün mesele uzun yaşamın ötesinde ilerleyen yaşlarda da enerjik, bağımsız, aktif ve zihinsel olarak güçlü kalabilmek. Bu bakış açısı wellness dünyasını çok daha bilimsel, veri odaklı ve bütünsel bir noktaya taşıdı. Hareketin; metabolizma sağlığından bilişsel performansa, stres yönetiminden uyku kalitesine kadar yaşamın tamamını etkileyen kritik bir unsur olduğu net biçimde kabul ediliyor. Wellness sektörü geniş bir yaşam ekosistemine dönüşüyor. Hareketi uzun yaşamın temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyoruz. Çünkü düzenli hareket fiziksel kondisyonun yanında zihinsel dengeyi, enerji seviyesini ve yaşam kalitesini de doğrudan etkiliyor. Wellness'tan Healthness'a' yaklaşımımızın merkezinde de bu anlayış yer alıyor. Bugün wellness lüks olmaktan çıkıp modern yaşamın temel beklentilerinden biri haline geliyor. Wellbeing odaklı tasarımlar öne çıkarken insanlar bulundukları mekanların kendilerini iyi hissettirmesini bekliyor.
(Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Vittorio Zagaia)*Yapay zeka, veri analitiği ve kişiselleştirme teknolojilerinin fitness ve wellness deneyimine etkisi nasıl?
Bugün wellness dünyasının en önemli dönüşüm alanlarından biri kişiselleştirme. Yapay zeka ve veri analitiği sayesinde herkes için aynı antrenman yaklaşımının geçerli olmadığı çok daha net biçimde ortaya çıkıyor. İnsanların yaşları, yaşam tarzları, fiziksel ihtiyaçları, hedefleri ve sağlık verileri birbirinden tamamen farklı. Dolayısıyla wellness deneyiminin de kişiye özel hale gelmesi gerekiyor. Biz uzun yıllardır teknoloji yatırımlarımızı bu yönde şekillendiriyoruz. Geliştirdiğimiz dijital ekosistem sayesinde kullanıcılar performanslarını takip edebiliyor, hedeflerine göre yönlendiriliyor ve tamamen kendilerine özel antrenman deneyimleri yaşayabiliyor. Yapay zeka destekli sistemler kullanıcı davranışlarını analiz ederek en uygun programları önerirken, aynı zamanda motivasyonu artıran sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmaya da yardımcı oluyor. Burada önemli olan nokta teknolojinin hayatı kolaylaştırması. Kullanıcıyı yormayan, aksine onu destekleyen ve motive eden bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Yapay zekanın wellness dünyasına kattığı en önemli değerlerden biri süreklilik yaratması. Geçmişte insanlar kısa dönemli motivasyonlarla spor yaparken, bugün veri destekli sistemler sayesinde daha sürdürülebilir rutinler oluşturabiliyor.
*Gelecekte wellness dünyasını hangi trendlerin belirleyeceğini düşünüyorsunuz?
Wellness dünyasını şekillendirecek en önemli başlığın kişiselleştirilmiş sağlık deneyimi olacağını düşünüyorum. Yapay zeka, veri analitiği ve bağlantılı wellness sistemleri sayesinde insanlar sağlık verilerini yakından takip edecek ve buna uygun yaşam rutinleri oluşturacak. Bir diğer önemli trend ise longevity yaklaşımının güçlenmesi olacak. Sand Stone koleksiyonumuz bu dönüşümün önemli örneklerinden biri. Teknolojiyi yaşam alanlarına daha doğal bir şekilde entegre ederken, estetik ve doğal yaşam deneyimini ön plana çıkarıyoruz. Sürdürülebilirlik de temel başlıklardan biri olmaya devam edecek.