Yayın Tarihi:
26 Temmuz 2026 08:45Güncelleme Tarihi:
27 Temmuz 2026 15:04Güncelleme Tarihi:
27 Temmuz 2026 15:04Yayın Tarihi:
26 Temmuz 2026 08:45
Great Place to Work®'ün çalışan deneyimini güven, aidiyet ve psikolojik iyi oluş ekseninde değerlendiren veri temelli metodolojisi, farklı sektörlerden kurumların wellbeing yaklaşımını ortak bir çerçevede buluşturuyor. Tam da bu çerçevede Great Place To Work® Türkiye (GPTW Türkiye) tarafından hazırlanan Best Workplaces for Wellbeing™ 2026 listesi, çalışanların yalnızca memnuniyetini değil, aynı zamanda güven, aidiyet, psikolojik iyi oluş ve sürdürülebilir iş deneyimini merkeze alan bütünsel bir yaklaşımı esas alarak şirketleri değerlendiriyor. GPTW Türkiye'nin Kurucusu ve CEO'su Eyüp Toprak, "Kurumsal wellbeing artık bir yan hak değil, doğrudan kurum kültürünün ve iş sonuçlarının belirleyici unsuru haline geldi" diyor. Best Workplaces for Wellbeing™ 2026 listesine giren şirketler arasından AlbarakaTech Global, Galata Wind, İkas, Pluxee Türkiye ve YEO Teknoloji gibi şir ketlerin yöneticilerinin çalışan deneyimi ve esenlik stratejilerine ilişkin görüşleri ise çalışan esenliğinin kurum kültürlerinin merkezinde yer aldığına ve farklı sektörlerde benzer yaklaşımlarla güçlendirildiğine işaret ediyor.
*Great Place To Work®'ün Best Workplaces for Wellbeing™ 2026 listesi hangi kriterler ve metodoloji doğrultusunda oluşturuldu?
Great Place To Work® olarak Best Workplaces for Wellbeing™ listemizi oluştururken, çalışan deneyimini merkeze alan, veri temelli ve global olarak kabul görmüş metodolojimizi temel alıyoruz. Bu sürecin kalbinde, iş yeri kültürünü ve çalışan deneyimini ölçmede dünya standardı olarak kabul edilen Trust Index™ anketimiz bulunuyor. Türkiye özelinde baktığımızda, ülkemizde faaliyet gösteren organizasyonlarda 200 binden fazla çalışanı temsil eden anonim çalışan geri bildirimlerini analiz ederek ilerliyoruz. Çalışanlar, organizasyonlarının 'Herkes için Harika Bir İş Yeri' yaklaşımını ne ölçüde hayata geçirdiğini değerlendiren 60'ın üzerinde ifadeye yanıt veriyor. Bu yapı sayesinde yalnızca politikaları değil, çalışanların günlük deneyimini ölçümleyebiliyoruz. Best Workplaces for Wellbeing™ listesine dahil olabilmek için şirketlerin öncelikle Great Place To Work-Certified™ standardını karşılaması gerekiyor. Bu, çalışan deneyiminin belirli bir eşik seviyesinin üzerinde olduğunu gösteren önemli bir ön koşul. Bu aşamayı geçen organizasyonlar, wellbeing odağında daha derinlemesine bir değerlendirme sürecine dahil ediliyor. Wellbeing değerlendirmesinde, Trust Index™ anketimiz içerisinden seçilmiş 10 kritik ifade belirleyici rol oynuyor. Bu ifadeler; çalışanların duygusal ve psikolojik olarak sağlıklı bir ortamda çalışıp çalışmadığını, iş-özel hayat dengelerini ne ölçüde kurabildiklerini, yöneticiler tarafından ne kadar değer gördüklerini ve organizasyon içinde kendileri olabilme özgür lüklerini kapsamlı şekilde ele alıyor. Aynı zamanda adil ücret algısı, sosyal haklar, izin alma esnekliği ve iş yerindeki ilişkilerin kalitesi gibi unsurlar da wellbeing deneyiminin önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Özetle, çalışanların 'İş yerinde kendimi iyi hissediyor muyum?' sorusuna verdiği yanıtı çok boyutlu olarak ölçüyoruz. Bu yaklaşım, wellbeing'i yalnızca yan haklar veya fiziksel imkan lar ile sınırlı görmeyip; güven, adalet, aidiyet ve anlam duygusunu da kapsayan bütünsel bir deneyim olarak ele almamızı sağlıyor. Değerlendirme sürecinin güvenilirliğini sağlamak adına yalnızca anket verileriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda şirketlerin kamuya yansıyan itibarı, basında yer alan içerikler ve finansal performans ta olağan dışı durumlar gibi unsurları da dikkate alıyoruz. Son aşamada ise şirketleri çalışan sayısına göre kategorilere ayırarak, benzer ölçeklerdeki organizasyonları birbiriyle karşılaştırıyoruz. Liste, ağırlıklı olarak Trust Index™ skorları ve wellbeing ile doğru dan ilişkili bu on kritik göstergenin analizi sonucunda oluşturuluyor. Bu metodoloji sayesinde çalışanlarının sadece 'çalıştığı' değil, gerçekten 'iyi olduğu' organizasyonları objektif ve güvenilir bir şekilde ortaya koyabiliyoruz.
*Great Place To Work® olarak şirketlerde başarılı wellbeing stratejilerinin ortak özellikleri konusunda hangi gözlemleri yapıyorsunuz?
Son yıllarda en dikkat çekici değişimlerden biri, wellbeing'in ayrı bir İK programı olmaktan çıkarak organizasyon kültürünün kalite sini gösteren stratejik bir gösterge haline gelmesi oldu. Great Place To Work® araştırmalarına göre çalışanların iyi olma hali üzerinde en güçlü etkiyi yaratan unsur, günlük iş deneyimleri. Bu nedenle wellbeing alanında başarılı olan şirketler, öncelikle güven temelli bir kültür inşa ediyor. Çalışanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, karar süreçlerinin adil yürütüldüğüne inandığı ve yöneticilerine güvendiği organizasyonlarda wellbeing seviyeleri anlamlı biçimde yükseliyor. Bir diğer ortak özellik ise liderlik yaklaşımı. Başarılı organizasyonlar çalışanlarını yalnızca performans göstergeleriyle değerlendirmiyor; onları yaşamın farklı sorumlulukları ve ihtiyaçları olan bireyler olarak görüyor. Güven, empati ve saygı üzerine kurulan liderlik anlayışı, çalışan deneyimini doğru dan etkiliyor. Aynı zamanda bu organizasyonlar çalışanlarına belirli bir hareket alanı ve otonomi sunuyor. Çalışanların işlerini nasıl yönetecekleri konusunda söz sahibi olmaları, sorumluluk almaları ve kendilerine güvenildiğini hissetmeleri wellbeing deneyimini güçlendiriyor. Başarılı şirketleri farklılaştıran bir diğer unsur ise aidiyet duygusu.

(GPTW Türkiye'nin Kurucusu ve CEO'su Eyüp Toprak)
*Türkiye'de çalışan beklentileri ve iş yeri deneyimi açısından baktığınızda, önümüzdeki dönemde şirketlerin wellbeing alanında odaklanması gereken en kritik başlıklar neler?
Türkiye'de ve dünyada çalışan beklentilerine baktığımızda wellbeing alanındaki dönüşümün henüz tamamlanimadığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde şirketleri farklılaştıracak unsur daha fazla uygulama sunmaları değil, çalışanların değişen yaşam ihtiyaçlarına ne kadar uyum sağlayabildikleri olacak. Bugün Best Workplaces for Wellbeing™ listelerinde öne çıkan şirketlere baktığımızda, birkaç uygulama tipi belirgin şekilde ayrışıyor. Öncelikle zihinsel sağlığı destekleyen uygulamalar çok güçlü bir şekilde konumlanıyor. Şirketler çalışanlarına psikolojik danışmanlık, mindfulness programları, dayanıklılık eğitimleri ve dijital destek platformları sunarak wellbeing'i günlük çalışma deneyiminin parçası haline getiriyor. Buna paralel olarak esneklik tarafında da dikkat çekici uygulamalar görüyoruz. Toplantısız günler, hibrit çalışmanın ötesine geçen esnek çalışma modelleri ve 'bağlantıyı kesme hakkı' gibi uygulamalar çalışanların gerçekten dinlenebilmesini destekliyor. Bunun yanında izin politikalarında da önemli dönüşümler var. Yasal sınırların ötesine geçen babalık izinleri, genişletilmiş ebeveyn izinleri, yeni işe başlayan çalışanlar için uygulanan 'hoş geldin izinleri', çalışanların bakım sorumluluğu üstlendikleri aile bireyleri için tanımlanan destek izinleri ve farklı kültürel veya kişisel ihtiyaçları gözeten özel izin uygulamaları giderek daha fazla yaygınlaşıyor. Öne çıkan bir diğer uygulama alanı ise kişiselleştirme. En iyi örneklerde şirketler standart yan hak paketleri yerine, çalışanların kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirebildiği wellbeing bütçeleri sunuyor. Çalışanlar bu bütçeleri spor üyelikleri, psikolojik destek hizmetleri, kişisel gelişim programları, sağlık harcamaları ya da hobileri için kullanabiliyor. Aynı şekilde bazı organizasyonlar çalışanların en çok ihtiyaç duydukları alanları seçebilecekleri modüler wellbeing programları tasarlayarak herkese aynı çözümü sunmak yerine farklı yaşam koşullarına uyum sağlayan yaklaşımlar geliştiriyor. Bununla birlikte fiziksel ve zihinsel sağlığı bir arada ele alan entegre çözümler de dikkat çekiyor. Örneğin bazı organizasyonlar spor, beslenme ve psikolojik destek hizmetlerini tek bir çatı altında sunarken, bazıları çalışanların aile yaşamını destekleyen uygulamalar geliştiriyor. Yaz tatili dönemlerinde çalışanların ilkokul çağındaki çocukları için ofis içerisinde eğitim ve oyun alanları oluşturan, çocukların güvenli ve verimli zaman geçirebildiği özel programlar tasarlayan şirketler buna örnek gösterilebilir.