Yayın Tarihi:
08 Eylül 2026 14:12Güncelleme Tarihi:
23 Eylül 2026 15:21Güncelleme Tarihi:
23 Eylül 2026 15:21Yayın Tarihi:
08 Eylül 2026 14:12
P&G TÜRKİYE&KAFKASYA PAZARLAMA VE SAĞLIK, AĞIZ BAKIM TİCARİ OPERASYONLAR BAŞKANI ÖZGE ERDEM: SOSYAL TİCARET VE YAPAY ZEKA İLE BÜTÜNSEL MARKA İLETİŞİMİ
Sosyal medya günümüzde yalnızca bir iletişim kanalı değil; tüketicilerin ürünleri keşfettiği, deneyimlediği ve satın almaya yönlendiği stratejik bir 'sosyal ticaret' platformuna dönüştü. Bu trend, pazarlama stratejilerimizi bütünsel bir yapıda şekillendiriyor. Sosyal medyadaki yorum ve deneyimlerin marka algısına doğrudan yansıdığının bilinciyle, bu mecraları perakende kanalı gibi konumlandırıyoruz. Türkiye'de 18 markamızla her 10 evin sekizinde yer alan portföyümüzle, sosyal medyada güçlü bir konuşulabilirlik ve bağlı topluluklar oluşturmayı hedefliyoruz. İletişim stratejimizi dört ana odakta kurguluyoruz: Markalarımızın önceliklerini reklamlarla duyuruyor, bu süreci marka yüzü iş birliklerimizle güçlendiriyoruz. Örneğin; Head&Shoulders'ta Alperen Şengün, Gillette'te Kenan Yıldız, Gillette Venus'te Aybüke Pusat gibi isimlerle marka kimliğimizi en iyi şekilde yansıtıyoruz. Ürünlerimizin bilimsel altyapısı ve formülleriyle ilgili bilgilendirmeleri uzman iş birlikleriyle sunuyoruz. Örneğin Prima'da pediatristler, Head&Shoulders'ta dermatologlar veya Pantene'de saç uzmanlarının rehberliğinde markalarımızın uzmanlığını tüketicilerimize ulaştırıyoruz. Influencer çalışmalarımızda gerçek deneyimleri öne çıkarıyoruz. Tüketicinin sahicilik arayışına yanıt vermek adına mikro ve makro dengesini gözetirken, affiliate marketing gibi doğrudan satışa yönlendiren modelleri hayata geçiriyoruz.
YAPAY ZEKA ARAÇLARI VE KULLANICI ODAKLI İÇERİK STRATEJİSİ
Bu alanda trendleri takip etmek ve krizleri yönetmek için yapay zeka araçlarından yararlanıyoruz. Stratejimizin merkezine kullanıcı tarafından üretilmiş içerikleri koyuyor, tüketicilerimizin paylaşımlarını yakından takip ediyoruz. Uzmanlar, influencer'lar, topluluk geri bildirimleri ve yapay zeka destekli çözümlerle ele aldığımız bu yaklaşım sayesinde iletişim çalışmalarımızın etkisi 1.7 katına kadar çıkabiliyor. Topluluk oluşturmak pazarlamanın en kritik yapı taşlarından biri. Gelişen sosyal medyada geniş takipçi kitlesine sahip olmak tek başına yeterli değil. Tüketiciyi tanımak ve ihtiyacını anlamak topluluk yönetiminin temelini oluşturuyor. Micro-influencer trendi ve kullanıcı içerikleriyle güven inşa etmek her zamankinden daha değerli. Tüketicilerin kolayca etkileşime geçebileceği alanlar yaratmak amacıyla deneme fırsatı sunan ve 'memnun kalmazsan paran iade' gibi güven bariyerini azaltan modellere önem veriyoruz.

(P&G Türkiye&Kafkasya Pazarlama ve Sağlık, Ağız Bakım Ticari Operasyonlar Başkanı Özge Erdem)
YENİ NESİL YAPAY ZEKA TEKNOLOJİLERİ VE MÜŞTERİ SADAKATİ
Yapay zeka teknolojilerini güven odaklı iletişimi daha hızlı ve verimli kılacak stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırıyoruz. P&G olarak kendi geliştirdiğimiz ChatPG, AskPG, ImagePG, CodePG ve InsightPG gibi araçlarımız bulunuyor. Başta ChatPG olmak üzere bu araçlar; hızlı içerik üretmemizi, verilerden derin içgörüler çıkarmamızı ve krizleri erkenden tespit etmemizi sağlayarak karar alma süreçlerimizde bir takım arkadaşı gibi yer alıyor. Banabak platformumuz ve sekiz milyonu aşan CRM datamız ile elde ettiğimiz veriyi yapay zeka altyapımızla birleştirerek doğru tüketiciye kişiselleştirilmiş önerilerle ulaşıyoruz. Çalışmalarımızı 'Üretken Arama Motoru' ve 'Büyük Dil Modelleri Optimizasyonu' gibi yeni nesil disiplinlerle uyumlu hale getiriyoruz. Bu model, tüketiciyi kaliteli ürünlerle buluşturmayı ve marka sadakatini güçlendirmeyi mümkün kılıyor.
AKBANK MARKA VE İLETİŞİM BAŞKANI SEÇİL DEMİRALP: ERİŞİM DEĞİL, GÜVEN KAZANIYOR
Bugün dünyada 5.4 milyarı aşkın insan, sosyal platformları kullanıyor. Günlük ortalama kullanım süresi 140 dakikalara ulaşmış durumda. Bu ölçek, sosyal medyayı yalnızca bir iletişim alanı olmaktan çıkarıp keşif, değerlendirme ve karar verme süreçlerinin merkezine taşıyor. Özellikle Gen Z ve ardından gelen Alpha için arama davranışı artık yalnızca Google üzerinden ilerlemiyor; TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlar giderek birer 'deneyim arama motoru'na dönüşüyor. Kullanıcılar bir ürün, hizmet ya da marka hakkında yalnızca bilgi değil; gerçek deneyim, sosyal kanıt ve güvenilir tavsiye arıyor. McKinsey'nin 2026 verilerine göre bugün Gen Z'nin yüzde 34'ü satın alma kararında sosyal medyanın etkili olduğunu, yüzde 28'i ise alışverişte üretken yapay zeka araçlarını kullandığını belirtiyor. Ancak burada kullanım, ilgi ve güven arasında kritik bir ayrım var. Aynı araştırmada sosyal medya ve üretken yapay zeka ürün araştırmasında en düşük güven duyulan kaynaklar arasında yer alırken; aile, arkadaş, uzman görüşleri ve satış danışmanları en güvenilir kaynaklar olarak öne çıkıyor.

(Akbank Marka ve İletişim Başkanı Seçil Demiralp)
BÜYÜK TAKİPÇİ KİTLESİNDEN GÜÇLÜ TOPLULUKLARA
Bu tablo bize şunu söylüyor: 2030'un sosyal medya dünyasında büyük takipçi kitlesi ya da yapay zeka destekli kişiselleştirme etkili olsa da güven duyulan kişiler ve topluluklar bu dönüşüme yön verecek. Bu yeni dünyada artık herkes kendi çevresi içinde bir kanaat önderi. Bir kullanıcının gerçek deneyimi, bir topluluk üyesinin yorumu ya da güven duyulan bir içerik üreticisinin tavsiyesi, markalarla kurulan ilişkide belirleyici olabiliyor. Akbank'ta biz sosyal medya yatırımlarımızı bu anlayışla şekillendiriyoruz. Yapay zekayı daha anlamlı, zamanında, kişiselleştirilmiş ve fayda odaklı deneyimler tasarlamak için kullanırken; toplulukları yalnızca erişim kanalı değil; dinleme, öğrenme ve birlikte değer üretme alanı olarak görüyoruz. Bizim için mesele daha çok kişiye ulaşmak kadar, doğru temasla güveni derinleştirmek. Çünkü bugün olduğu gibi 2030'da da en güçlü markalar; en çok güvenilen, sözü topluluklar içinde karşılık bulan ve insan odağını teknolojinin merkezinde tutabilenler olacak.
YAPI KREDİ KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ ARDA ÖZTAŞKIN: GELECEĞİN MARKALARI DENEYİMİ VE KİŞİSELLEŞTİRMEYİ ÖNE ÇIKARACAK
Sosyal medya artık yalnızca markaların kendini anlattığı bir mecra değil; müşterilerin karar verdiği, deneyim yaşadığı ve markayla etkileşime geçtiği bütünleşik bir ekosistem haline geldi. 2030'a giderken bu dönüşümün daha da hızlanacak. Önümüzdeki dönemde iletişim, müşteri hizmetleri ve ürün geliştirme süreçleri arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkabilir. Kullanıcılar bir içeriği gördükten sonra aynı platform üzerinden bilgi alabilir, işlem gerçekleştirebilir ve ihtiyaç duyduklarında destek hizmetine kesintisiz şekilde ulaşabilir. Yapı Kredi olarak biz de dijital dönüşümü, müşteri deneyimini yeniden tasarlayan stratejik bir alan olarak görüyoruz. Sosyal medyayı sadece görünürlük sağlayan bir kanal olarak değil, müşterilerimizi dinlediğimiz, onların beklentilerini analiz ettiğimiz ve bu içgörürleri ürün ve hizmetlerimize yansıttığımız bir temas noktası olarak ele alıyoruz. Günümüzde olduğu gibi gelecekte de pazarlama stratejilerinin başarısını, ulaşılan kişi sayısından çok müşteriye sunulan deneyimin kişiselleştirilmesi, kalitesi ve kurulan ilişkinin sürdürülebilirliği belirleyecek.

(Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın)
KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ DENEYİMLER SUNULMALI
Büyük takipçi kitlesi, yapay zeka destekli kişiselleştirme ve güven oluşturan topluluklar olarak ifade ettiğimiz bu üç unsur aslında birbirini tamamlıyor. Ancak uzun vadede en büyük farkı, güven oluşturan topluluklar yaratacak. Yapay zeka, kişiselleştirilmiş deneyimler sunmada çok güçlü bir araç olacak fakat güven inşa edemeyen hiçbir teknoloji tek başına sürdürülebilir değer üretemez. Büyük takipçi sayıları ise etkiyi garanti etmiyor. Asıl önemli olan, markayla ortak değerler etrafında buluşan, etkileşimi yüksek ve gerçek bir bağ kurmuş topluluklar oluşturabilmek. Yapı Kredi olarak yapay zekayı müşteri deneyimini zenginleştiren bir destek mekanizması olarak konumlandırıyoruz. Ancak bu teknolojiyi her zaman şeffaflık, etik kullanım ve insan odaklı yaklaşım ilkeleriyle birlikte değerlendiriyoruz. Gelecekte başarılı markalar, kişiselleştirilmiş deneyimler sunan ve bunu güçlü müşteri ilişkileri üzerine inşa eden markalar olacak. Biz de yatırımlarımızı tam olarak bu dengeyi güçlendirecek alanlara yönlendiriyoruz.
LC WAIKIKI MÜŞTERİ İÇGÖRÜLERİ VE PAZARLAMA İLETİŞİMİNDEN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SİNEM AKGÜL: 2030'DA SOSYAL MEDYA MARKANIN SİNİR SİSTEMİ OLACAK
Bu dönüşüm bizim için 2030'un bir öngörüsü değil, bugünün gerçeği. Sosyal medyayı uzun süredir müşterimizle aramızdaki en canlı temas noktası olarak görüyoruz. Bu yüzden pazarlama stratejimizde iki temel kırılma yaşıyoruz. Birincisi; sosyal medya bizim için artık sadece bir iletişim kanalı değil, bir içgörü motoru. Sosyal platformlardaki her etkileşim; bir beğeni, bir yorum, bir kaydetme bizim için gerçek zamanlı müşteri araştırması anlamına geliyor. Bu sinyalleri veri altyapımızla birleştirerek koleksiyon kararlarımıza kadar taşıyoruz. Tasarımdan mağazaya ulaşan süreyi haftalara indiren çevikliğimizin arkasında tam da bu yatıyor. Müşteriyi dinleme hızımız, üretim hızımıza dönüşüyor.
ÖLÇÜM ANLAYIŞIMIZ DEĞİŞECEK
İkincisi, ölçüm anlayışımız değişti. Erişim ve gösterim gibi metrikler, artık hikayenin sadece girişini oluşturuyor. Sosyal medyayı müşteri yaşam boyu değeri, deneyim memnuniyeti ve topluluk sağlığı üzerinden ölçüyoruz. Müşterimizin nerede karşısına çıkarsak çıkalım; mağaza kasasında, uygulamada ya da bir sosyal medya yorumunda aynı LC Waikiki'yi hissetmeli. Özetle 2030'da sosyal medya bizim için bir vitrin olmanın da ötesinde, markanın sinir sistemi olacak. Biz bu dönüşümü beklemiyoruz, onu inşa ediyoruz.

(LC Waikiki Müşteri İçgörüleri ve Pazarlama İletişiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Akgül)
DİKKAT UCUZLAYACAK, GÜVEN KIYMETLENECEK
Bu üçünü birbirinin alternatifi olarak görmüyorum ama aralarında net bir hiyerarşi olduğuna inanıyorum. Büyük takipçi kitlesi 2030'da tek başına bir değer olmaktan çıkacak. Çünkü yapay zekanın sonsuz içerik üretebildiği bir dünyada dikkat ucuzlayacak, ama güven hiç olmadığı kadar kıymetlenecek. Dolayısıyla 2030'un kazanan markası, yapay zeka destekli kişiselleştirmeyi güven oluşturan toplulukların hizmetine sunan marka olacak. LC Waikiki olarak yatırımlarımızı tam da bu kesişime kaydırıyoruz. Bir yanda teknoloji tarafı var. Bünyemizde kurduğumuz kendi yapay zeka platformumuz dahil olmak üzere veri ve üretken yapay zeka altyapımıza ciddi yatırımlar yapıyoruz, müşteri talebini gerçek zamanlı okuyan sistemlerimizle kişiselleştirmeyi bir kampanya aracı olmaktan çıkarıp işimizin işletim sistemi haline getiriyoruz. Ama bizim için kişiselleştirmenin çıtası 'Sana bu ürünü önereyim' değil, 'Seni o kadar iyi anlıyorum ki, daha sen aramadan doğru ürünü, doğru bedeni, doğru fiyatla önüne getiriyorum' seviyesi. Diğer yanda ise asıl uzun vadeli yatırımımız olan topluluklar var. LC Waikiki'nin gücü her zaman iyi niyetli bir vaatten geldi; 'iyi giyinmek herkesin hakkı.' Bu vaat, onlarca ülkede on milyonlarca ailenin hayatına dokunan bir topluluk yarattı. 2030 vizyonumuz, bu kitleyi pasif takipçiler olmaktan çıkarıp ürünlerimizi birlikte şekillendirdiğimiz, içgörülerini koleksiyonlarımıza taşıdığımız, kendi hikayelerini markanın hikayesi yapan aktif bir topluluğa dönüştürmek. Takipçi kazanıp kaybedebilirsiniz, kişiselleştirme teknolojisi kiralayabilirsiniz ama güveni ancak yıllar içinde, tutarlılıkla inşa edebilirsiniz.
EBEBEK PAZARLAMA DİREKTÖRÜ ITIR EREL ERGÜL: MESAJLAŞMADAN İŞ GELİŞTİRME PLATFORMUNA
2030'a doğru sosyal medya yalnızca mesajlarımızı duyurduğumuz bir mecra olmaktan çıkıp ödeme sistemlerinin entegre olduğu, kullanıcı deneyiminin yönetildiği ve veriden beslenen bir iş geliştirme platformuna dönüşecek. Bu dönüşüm pazarlama stratejimizi yeniden şekillendiriyor. Artık farkındalık, değerlendirme ve satın alma aşamaları arasında aylar veya günler yok. Kullanıcının bir içerikle karşılaştığı an ile o ürünü satın aldığı an tek bir akışta birleşiyor.
DENEYİM YENİ NESİL TEKNOLOJİLERLE BULUŞUYOR
Bu yıl 25. yılımızı kutlarken, çeyrek asırlık deneyimimizi yeni nesil teknolojilerle buluşturarak, bebeğin gelişim yolculuğuna eşlik eden herkesi ifade ettiğimiz bebeveynlerimize her temas noktasında kişiselleştirilmiş ve kesintisiz bir deneyim sunuyoruz. Yakın zamanda hayata geçireceğimiz yeni nesil sadakat programımızı sosyal medya etkileşimleriyle buluşturarak bebeveynlerimize özel avantajlar sunacağız. Yapay zeka destekli sesli asistanımız AILin ile ürün bilgisi, stok sorgulama, kargo takibi ve bebeğin gelişim dönemine uygun öneriler sunarken, sosyal medyadan elde ettiğimiz içgörülerle yalnızca iletişim stratejimizi değil, ürün ve hizmetlerimizi de sürekli geliştiriyoruz. Reklam yatırımlarımızı ise platform içinde etkileşimi ve doğrudan satın almayı destekleyen deneyimlere yönlendiriyoruz. Bize göre sosyal medya ekosisteminde en değerli unsur, güven oluşturan topluluklar ve bu toplulukları güçlendiren yapay zeka destekli kişiselleştirme olacak. Takipçi sayıları ve algoritmalar değişebilir; ancak güvene dayalı ilişkiler kalıcılığını korur.

(Ebebek Pazarlama Direktörü Itır Erel Ergül)
Yapay zeka ile her gün milyarlarca içeriğin üretildiği bir dönemde kullanıcıların en çok ihtiyaç duyacağı şey doğruluk, güvenilir rehberlik ve aidiyet olacak. Bu nedenle yatırımlarımızı 'Topluluk Odaklı Deneyim ve Yapay Zeka Altyapısı'na yönlendiriyoruz. AILin ve yeni nesil sadakat programımızla yapay zekayı yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, bebeveynlerin hayatını kolaylaştıran, kişiselleştirilmiş bilgi ve öneriler sunan bir rehber olarak konumlandırıyoruz. Sosyal medya dinamikleriyle entegre ettiğimiz bu yapı sayesinde bebeveynlerimizin yalnızca alışveriş yaptıklarında değil, bilgi paylaşıp topluluğa katkı sunduklarında da değer kazandıkları bir ekosistem oluşturuyoruz.
DEFACTO GLOBAL PAZARLAMA İLETİŞİMİ DİREKTÖRÜ GÜLİN GÖRÜNMEZ: İÇERİK ÜRETİCİSİ EKOSİSTEMİ VE DOĞAL ETKİLEŞİM
Sosyal medya bizim için yalnızca bir iletişim kanalı değil; müşteriyi dinlediğimiz, trendleri yakaladığımız, içerik ürettiğimiz ve ticareti beslediğimiz bütünleşik bir ekosistem. 2030'a giderken bu yapının çok daha güçlü hale geleceğini düşünüyoruz. Bu nedenle içerik üreticileriyle kurduğumuz yapıyı da pazarlamanın yeni nesil işletim sistemlerinden biri olarak konumlandırıyoruz. Bugün yaklaşık 800 içerik üreticisinden oluşan topluluğumuz her ay bin 500'ün üzerinde içerik üretiyor. Bizim için önemli olan ise yalnızca içerik sayısı ya da erişim değil; DeFacto'nun farklı yaşam tarzlarının içinde ne kadar doğal bir şekilde yer bulabildiği. Artık aynı ürünü 50 kişinin aynı şekilde anlattığı bir modelden uzaklaşıyoruz. Aynı ürünü 50 farklı hayatın içinde, 50 farklı hikayeyle görünür kılmak istiyoruz. Bu yapı, 'Yeni Ne Var Bu Hafta?' stratejimizin iletişimdeki karşılığını da oluşturuyor. Sürekli yenilenen ürün dünyamızı, sürekli yenilenen bir içerik ritmiyle destekliyoruz.

(DeFacto Global Pazarlama İletişimi Direktörü Gülin Görünmez)
TOPLULUKLAR VE ANLAMLI ETKİLEŞİM
Geleceğin başarılı markaları, insanlar arasında anlamlı etkileşim ve paylaşım yaratabilen markalar olacak. Çünkü sosyal medyada etkiyi artık yalnızca kaç kişiye ulaştığınız değil, insanlar arasında nasıl bir bağ kurduğunuz ve ne kadar güven yarattığınız belirliyor. Tüketiciler markaların anlattıklarından çok, gerçek insanların deneyimlerine, yorumlarına ve tavsiyelerine kulak veriyor. Bu nedenle biz farklı yaşam tarzlarını, ilgi alanlarını ve bakış açılarını DeFacto dünyasıyla buluşturan güçlü bir içerik üreticisi ekosistemi oluşturuyoruz. Yapay zeka ve veriyi ise bu yapının önemli bir güçlendiricisi olarak görüyoruz. Amacımız, markanın tek yönlü konuştuğu bir yapıdan ziyade insanların birbirinden ilham aldığı, deneyimlerini paylaştığı ve markayla birlikte içerik ürettiği daha güçlü bir etkileşim alanı yaratmak. Yatırımlarımızı teknolojinin imkanlarını güven, samimiyet ve gerçek insan deneyimiyle buluşturan bu yapıyı büyütmeye yönlendiriyoruz.
MEDIAMARKT TÜRKİYE PAZARLAMA, E-TİCARET VE KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ TOLGA UNVAN: SOSYAL TİCARETİN GELECEĞİ
2030'a giderken sosyal medyanın yalnızca bir iletişim kanalı olarak kalmayacağını; keşif, satış ve müşteri deneyiminin birleştiği bütünsel bir platforma dönüşeceğini düşünüyoruz. Tüketici artık ilham aldığı içerikten ürün araştırmasına, satın almadan satış sonrası desteğe kadar tüm yolculuğu aynı ekosistemde tamamlamak istiyor. Gen Z'nin ürün araştırırken TikTok'taki kullanıcı deneyimlerinden yararlanması, bu dönüşümün örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemde sosyal ticaretin (social commerce) daha da büyümesiyle birlikte sosyal medya üzerinden keşiften satın almaya uzanan bu yolculuk çok daha akıcı ve doğal hale gelecek.
MEDYA ŞİRKETİ GİBİ KONUMLANAN MARKALAR VE SÜREKLİ İÇERİK AKIŞI
MediaMarkt Türkiye olarak mağaza deneyimini dijital içeriklerle buluşturduğumuz çalışmalarda, tüketicinin yalnızca ürünü değil, yaşayacağı deneyimi de keşfetmek istediğini görüyoruz. Gelecekte markalar, kendi içerik ekosistemlerini yöneten medya şirketleri gibi hareket edecek. Tüketiciyle kurulan ilişki kampanya dönemleriyle sınırlı kalmayacak; eğitim, ilham ve danışmanlık sunan sürekli bir içerik akışına dönüşecek. Bu yüzden sosyal medyayı müşterimizi dinlediğimiz, ihtiyaçlarını eş zamanlı analiz ettiğimiz ve içgörülerle deneyimi şekillendirdiğimiz stratejik bir temas alanı olarak görüyoruz.
TAKİPÇİ SAYISINDAN GÜVEN ÜRETEN TOPLULUKLARA GEÇİŞ
2030'un sosyal medya dünyasında en değerli unsurun, geniş takipçi kitlelerinden ziyade güvene dayalı ve etkileşimi yüksek topluluklar olacağına inanıyoruz. Çünkü tüketici artık daha bilinçli, daha sorgulayıcı ve markaların söylemlerinden çok sundukları gerçek faydaya bakıyor. Bu yüzden gelecekte takipçi sayısından çok, markanın ne kadar güven ürettiği ve topluluğuyla kurduğu ilişki belirleyici olacak.

(MediaMarkt Türkiye Pazarlama, E-Ticaret ve Kurumsal İletişim Direktörü Tolga Unvan)
YAPAY ZEKA DESTEKLİ KİŞİSELLEŞTİRME VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İLİŞKİ
Yapay zeka destekli kişiselleştirmeyi de bu yapının önemli bir tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Kişiselleştirme yalnızca içerik önerileriyle sınırlı kalmayacak; her müşteriye özel deneyim ve iletişim kurguları mümkün olacak. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, güven olmadan sürdürülebilir bir ilişki kurmak mümkün değil. Bu nedenle yatırımlarımızı yapay zeka ve veri destekli deneyimlere, güçlü ve uzun vadeli topluluk ilişkilerine yönlendiriyoruz. Rekabet avantajı, teknolojiyi güven ve şeffaflıkla birleştirebilen markaların elinde olacak.
MİGROS GRUBU MÜŞTERİ DENEYİM STRATEJİSİ VE PAZARLAMA İLETİŞİMİ DİREKTÖRÜ SÜREYYA BAYRAKTAROĞLU: MÜŞTERİYE EN DOĞRU ÇÖZÜM SUNULUYOR
Sosyal medya, artık markaların ürün ve kampanya tanıtımlarını yaptığı tek yönlü bir iletişim kanalı değil. Tam anlamı ile bir deneyim ekosistemi. Migros olarak bizim için sosyal medya iletişimi müşterilerimizle her gün buluştuğumuz, onları dinlediğimiz ve birlikte değer ürettiğimiz bir alan. Müşterilerimizin sorularına yanıt veriyor, önerilerini dinliyor, hızlı çözümler üretiyoruz. Müşterilerimiz, mağaza ve online kanallarımızdan, çağrı merkezimizden bizimle temas kuruyor ama sosyal medya kanalları tüm bu deneyimin doğal bir devamı niteliğinde. Bu kanallarda, Migros denince akıllarına gelen hisleri besleyecek içeriklerle de müşterilerimizin günlük hayatlarının bir parçası oluyoruz.

(Migros Grubu Müşteri Deneyim Stratejisi ve Pazarlama İletişimi Direktörü Süreyya Bayraktaroğlu)
MÜŞTERİYLE YENİ NESİL DİYALOG
Örneğin, halkta geniş yer bulan 'yazlık yer Migros'u' tabiri etrafında, Fedon ile etkisini güçlendirdiğimiz içerikler gibi paylaşımlarımız bu bağı eğlenceli ve yüksek etkileşimli bir yerden besliyor. Sosyal medya kanallarımızda aynı zamanda yapay zeka uygulamalarımızdan sürdürülebilirlik çalışmalarımıza, yerel üreticilere verdiğimiz destekten yeni nesil perakende çözümlerine kadar birçok yeniliği de anlatıyoruz. WhatsApp kanalımız üzerinden ise müşterilerimizin ilgisini çekecek içeriklerle ihtiyaç duyabilecekleri ürünlerimizi ya da mevcut kampanyalarımızı duyurarak en sık kullandıkları uygulamalardan biri üzerinden temas kuruyoruz. Bunun yanında, müşterilerin bir ürünü belli kanallarda aramak yerine, markalardan ihtiyaçlarını anlamalarını ve kendilerine en doğru çözümü sunmalarını beklediğini biliyoruz. ChatGPT'ye entegre olan ilk gıda perakende şirketi olmamız da tüketicilerin en sık kullandıkları bu kanaldan da etkileşim kurmasına imkan sağlıyor. Bir başka çözümümüz; MAYA AI ise Migros uygulamasında müşterilerimize kişiselleştirilmiş sepet önerileri ve ipuçları sunan bir yapay zeka destekli akıllı yaşam asistanı olarak alışveriş deneyimlerini ileri taşıyor.
NESTLÉ TÜRKİYE CMO'SU BAŞAK ÜNAL: TOPLULUK VE DENEYİM TASARLAYAN YENİ NESİL PAZARLAMA
2030'da sosyal medyayı hala bir iletişim kanalı olarak tanımlıyor olursak, oyunu kaçırmış oluruz. Tüketici artık ilham aldığı, araştırdığı, satın aldığı ve marka hakkında fikir oluşturduğu yolculuğu tek bir ekosistem içinde yaşıyor. Dolayısıyla sosyal medya iletişim, ticaret ve deneyimin aynı anda tasarlandığı bir büyüme platformuna dönüşüyor. Gıda kategorisinde bu dönüşüm daha da belirgin. İnsanlar yalnızca ürün görmek istemiyor; tarif, yaşam tarzı, sürdürülebilirlik, üretim hikayesi ve toplumsal etkiyi de aynı akışta deneyimliyor. Bu nedenle Nestlé olarak pazarlamayı kampanya üretmenin ötesinde tüketicinin hayatına değer katan içerik ve hizmetler tasarlamak olarak görüyoruz. Gelecekte markaların rekabet avantajı, en anlamlı etkileşimleri ve gerçek toplumsal değeri üreten marka olmasından gelecek. Pazarlama da bu nedenle giderek medya şirketlerinden çok, topluluk ve deneyim tasarlayan yapılara dönüşecek.

(Nestlé Türkiye CMO'su Başak Ünal)
GÜVEN OLUŞTURAN TOPLULUKLAR VE ORTAK DEĞER YARATMA ANLAYIŞI
Takipçi sayısı, yapay zeka destekli kişiselleştirme ve güven oluşturan topluluklar arasında bir hiyerarşi kurmam gerekirse en tepeye güven oluşturan toplulukları koyarım. Takipçi sayısı satın almayla büyüyebilir, algoritmalar değişebilir, yapay zeka kişiselleştirmeyi herkes için erişilebilir hale getirebilir; ancak güven ve aidiyet kolay kopyalanamaz. Geleceğin en başarılı markalarının farklı ilgi alanları ve ihtiyaçlar etrafında oluşan topluluklarla anlamlı bağlar kurabilen markalar olacağına inanıyorum. Yapay zekayı da bu noktada bir amaç değil, insanları ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamamızı, onlara daha ilgili ve değerli deneyimler sunmamızı sağlayan bir araç olarak görüyoruz. Nestlé olarak bu yaklaşımın temelinde uzun yıllardır benimsediğimiz 'Ortak Değer Yaratma' anlayışımız bulunuyor. Bizim için marka iletişimi tüketicilerimiz, çalışanlarımız, iş ortaklarımız ve içinde bulunduğumuz toplumla birlikte değer üretmek anlamına geliyor. Gençlerle tarım ve girişimcilik alanında yürüttüğümüz 'Genç İşi Tarım' projesi ya da toplumsal faydayı odağına alan '120 Bin İyilik' gibi çalışmalar bu yaklaşımın farklı örneklerini oluşturuyor. Bu nedenle sosyal medyadaki yatırımlarımızı insanların markalarımızla kurduğu ilişkinin niteliği ve yarattığımız etkinin karşılığı üzerinden değerlendiriyoruz.
L'ORÉAL TÜRKİYE ÜLKE KURUMSAL DİJİTAL VE PAZARLAMA DİREKTÖRÜ BERK ENER: SOSYAL MEDYADA TEKNOLOJİ VE İNSAN ODAĞI
2030'a doğru ilerlerken sosyal medya, yalnızca markaların sesini duyurduğu tek taraflı bir iletişim kanalı olmaktan çıkarak doğrudan alışveriş yapılabilen, ürünlerin birebir deneyimlenebildiği ve yeni iş fırsatlarının doğduğu canlı bir ekosisteme dönüşüyor. L'Oréal Türkiye de tüketicilerinin dijital yolculuklarını daha iyi anlayarak içerik, satış ve müşteri deneyimini birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, tek bir bütünleşik ekosistemin parçaları olarak ele alıyor. Bu yaklaşımda sosyal medya; tüketici içgörülerini besleyen, inovasyonu hızlandıran, yeni iş birliklerine zemin hazırlayan ve şirketin tekno-güzellik vizyonunu hayata geçiren stratejik bir büyüme platformu olarak öne çıkıyor. Tüketiciyi can kulağıyla dinlemek, anlık beklentilerine doğru yanıt vermek ve karşılıklı iletişimin önünü açarak güçlü bir diyalog kurmak, sosyal medya stratejisinin temelini oluşturuyor.
VERİDEN İÇGÖRÜYE, İÇGÖRÜDEN KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ DENEYİME
Stratejinin en güçlü unsurlarından biri, tüketicilerin dijital dünyadaki davranışlarını anlamak ve bu davranışları anlamlı içgörülere dönüştürmek. L'Oréal Türkiye, attığı her adımda insanı odağına alırken 'first in digital' konumunu güçlendirmeyi ve veriyi stratejisinin merkezinde tutmayı sürdürüyor. Amaç yalnızca daha fazla tüketiciye ulaşmak değil; tüm güzellik tüketicileriyle güvene dayalı ilişkiler kurmak ve bütünleşik kanal yapısı üzerinden en iyi tekno-güzellik deneyimlerini sunmak. Bu doğrultuda sosyal medyada tek taraflı hikayeler anlatmak yerine, tüketiciyle birlikte üretilen ve anlamlı etkileşimlere dönüşen akıllı, kesintisiz deneyimler tasarlanıyor.

(L'Oréal Türkiye Ülke Kurumsal Dijital ve Pazarlama Direktörü Berk Ener)
2030'DA TAKİPÇİ SAYISINDAN ÇOK BAĞIN GÜCÜ KONUŞULACAK
2030'un sosyal medya dünyasında yüksek takipçi sayıları, değer yaratmak ve tüketiciyle anlamlı bağlar kurmak için tek başına yeterli olmayacak. Özellikle Z kuşağı için markayla kurulan bağ, satın alma kararlarında giderek daha belirleyici hale geliyor. Markaların sürdürülebilirlik adımları, toplumsal fayda yaratan projeleri ve değerleriyle tüketici arasında kurduğu ilişki, tercihleri şekillendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bu yeni dönemde tüketiciler markalardan daha fazla samimiyet ve şeffaflık bekliyor. L'Oréal Türkiye de kaynaklarını hiper ve ultra kişiselleştirme sağlayan akıllı teknolojilere ve markayla duygusal bağ kuran samimi topluluklar oluşturmaya yönlendiriyor. Çünkü yeni nesil tüketici, yalnızca reklamla karşısına çıkan değil, kendisini dinleyen, anlayan ve gerçekten değer verdiğini hissettiren markalarla ilişki kurmayı tercih ediyor. Hiper kişiselleştirmenin güzellik sektöründe giderek daha önemli hale gelmesiyle birlikte teknoloji, tüketicinin kendisini 'biricik' hissetmesini sağlayan güçlü bir araç haline geliyor. L'Oréal Türkiye, yapay zeka ve veri analitiğinin sunduğu olanaklardan yararlanarak kişiye özel deneyimleri geliştirmeyi ve aynı zamanda güçlü, samimi topluluklar inşa etmeyi hedefliyor.
SAMSUNG ELECTRONICS TÜRKİYE KURUMSAL PAZARLAMA VE E-TİCARET KIDEMLİ DİREKTÖRÜ ERKAN YILDIRIM: DİJİTAL DENEYİMDE GÜVEN ODAKLI DÖNÜŞÜM
2030'a giderken asıl değişim sosyal medyanın dönüşmesinden çok, kullanıcıların dijital deneyiminin tek bir platforma bağlı olmaktan çıkması olacak. Kullanıcılar bugün bir ürünü sosyal medyada keşfediyor, yapay zekaya sorular soruyor, incelemeleri farklı platformlarda okuyor, satın alma kararını ise bambaşka bir kanalda veriyor. Artık doğrusal bir müşteri yolculuğundan değil, birbirine bağlı dijital deneyimlerden söz ediyoruz. Yapay zeka ve Büyük Dil Modelleri (LLM) bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye'de de yapay zeka kullanımı hızla artıyor. TÜİK 2025 verilerine göre, Türkiye'deki bireylerin yüzde 19,2'si üretken yapay zeka kullanıyor. Özellikle yükseköğretim mezunlarında bu oran yüzde 36,1 seviyesine çıktı. Sosyal medya üzerinden satın alma alışkanlıklarındaki değişim Türkiye'de de çok belirgin şekilde gözlemleniyor. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye'nin 2025 yılı e-ticaret hacmi 4.57 trilyon liraya ulaştı. E-ticaretin Türkiye GSYH'sı içindeki payı 2024'te yüzde 6,5, 2025'te ise yüzde 6,9'a ulaştı.
BÜTÜNLEŞİK TİCARİ EKOSİSTEMLER VE SORU ODAKLI İÇERİK STRATEJİSİ
Değişen dünyada şirketlerin sosyal medyayı yalnızca iletişim aracı olarak görmeyip bütünleşik ticari ekosistemler olarak tasarlamaları gerekiyor. Bu ekosisteme yapay zeka ajanlarını dahil etmek büyük önem taşıyor. 2025 itibarıyla Türkiye'de yapay zeka kullanım oranı dünya ortalamasının üzerine çıktı. Yeni teknolojilere hızla adapte olan yapımız, insanların soru sorarak arama yapma eğilimini artırdı. Şirketlerin de kullanıcı sorularına yanıt veren içerik stratejileri geliştirmesi zorunlu hale geldi. Pazarlama stratejimizi yalnızca sosyal medya odaklı değil, ekosistem odaklı kurguluyoruz. Amacımız kullanıcıya platformdan bağımsız olarak tutarlı ve kesintisiz bir deneyim sunmak. Galaxy AI, SmartThings ve bağlantılı cihaz ekosistemimiz bu yaklaşımın parçaları. Galaxy Z serisi ürünlerimizde izlediğimiz çok kanallı stratejiyle, her temas noktasını değer üreten tek bir deneyimin parçası haline getirmeyi hedefliyoruz. Gelecekte geniş takipçi kitlesi, yapay zeka destekli kişiselleştirme ve topluluklar birbirini tamamlayacak; ancak temel unsur güven kalacak. Kullanıcıların güvenmediği bir marka ne kadar görünür olursa olsun uzun vadeli bir ilişki kuramaz. Samsung olarak teknolojinin insanları daha iyi anlaması gerektiğine inanıyoruz. Yapay zekayı kişiselleştirme amacıyla kullanırken kullanıcı kontrolünü, gizliliğini ve güvenliğini merkeze alıyoruz. Galaxy AI vizyonumuzun temelinde bu anlayış yer alıyor. Tüketici görüşlerini dinleyerek farklı ihtiyaçlara yönelik form faktörleri geliştirdik. Yüksek performans arayanlar için Galaxy Z Fold8 Ultra, sosyal kullanım ve eğlence odaklı talepler için ise Z Fold8 modelini sundu.

(Samsung Electronics Türkiye Kurumsal Pazarlama ve E-Ticaret Kıdemli Direktörü Erkan Yıldırım)
SEZGİSEL YAPAY ZEKA DENEYİMİ VE KULLANICI TOPLULUKLARI
Üstelik bu cihazların tamamı Galaxy AI'la destekleniyor. Galaxy AI yapay zekayı sezgisel hale getiriyor, artık kullanıcılarımız yapay zeka ile bir görevi yerine getirmek için uygulamalar arasında dolaşmak zorunda kalmıyor, Galaxy AI kullanıcılarımızın ihtiyaçlarını önceden fark edip önerilerde bulunuyor. Daha önce de söylediğim gibi tüketicileri anlamak ve onlarla bağ kurmak en önemli faktör, bu yüzden cihazlarımızın tasarım aşamasından itibaren onları dinliyor görüşlerine değer veriyoruz. Bu nedenle bizim için geleceğin en değerli toplulukları, ürünlerimizi kullanan, deneyimlerini paylaşan ve ekosistemimizin doğal bir parçası haline gelen kullanıcı toplulukları olacak. Yatırımlarımızı daha fazla görünür olmaktan çok, kullanıcılarımızın hayatına uzun vadede değer katan deneyimler oluşturmaya yönlendiriyoruz.
GETİR PAZARYERİ GENEL MÜDÜRÜ VE CMO'SU YASEMİN ŞİŞİK ÇELİKBOY: SOSYAL MEDYA, İLETİŞİMDEN SATIŞA STRATEJİK NOKTAYA DÖNÜŞÜYOR
Bize göre sosyal medya dönüşecek; hatta biz bu dönüşümü 'geleceğin bir tahmini' değil, 'bugünün gerçeği' olarak yaşıyoruz. Çünkü Getir olarak sosyal medyayı başından beri bir iletişim kanalı olmanın ötesinde değerlendiriyoruz. İletişim stratejimizi doğru kişiye, doğru anda, tam ihtiyacı olan faydayı sunmak üzerine kurguluyoruz. Bu biraz kullanıcının nerede, neyi, nasıl görmek istediğiyle doğru orantılı bir iletişim tarzı. Hatta doğrudan satış tarzı da diyebiliriz.
DOĞRU KİŞİYE, DOĞRU ANDA, TAM İHTİYACI OLAN FAYDAYI SUNMAK
Örneğin yoğun günlük hayatında zaman kazanmak isteyen bir kullanıcıya, Getir'in yapay zeka destekli yeni akıllı özelliklerini anlatarak uygulamaya yönlendirebiliyor ve alışverişini daha hızlı, daha kolay tamamlamasını sağlayabiliyoruz. Benzer şekilde alışveriş yaparken tasarrufu düşünen kullanıcılarımızla avantajlı fiyatlarımızı ve fırsatlarımızı buluşturarak onları doğrudan sipariş deneyimine taşıyabiliyoruz. Böylece sosyal medyadaki iletişim, yalnızca bilinirlik yaratan değil, somut bir kullanıcı faydasına ve aksiyona dönüşen bir yapıya kavuşuyor. Diğer taraftan sosyal medyanın çok önemli bir içgörü boyutu da var. Kullanıcılarımızdan aldığımız yorumlar, geri bildirimler ve etkileşimler bize çok değerli bir müşteri deneyim içgörü havuzu sunuyor. Bu veriler; hangi alanlarda beklentilerin değiştiğini, hangi ihtiyaçların öne çıktığını ve deneyimin hangi noktalarında gelişim alanlarımız olduğunu daha hızlı görmemizi sağlıyor. Bu nedenle 2030'a giderken sosyal medyanın rolünü yalnızca 'iletişimden satışa' doğru bir dönüşüm olarak görmüyorum. İletişim, satış, müşteri deneyimi, iş geliştirme hatta teknoloji arasındaki sınırların giderek ortadan kalktığı; sosyal medyanın da tüm bu alanları birbirine bağlayan stratejik noktaya dönüştüğü bir dönemden söz ediyoruz. Günümüzde kalabalık takipçi kitlelerinden ziyade, doğru kullanıcıyı doğru yerde, zamanda ve doğru mesajla yakalayabilmek çok daha kıymetli. Kullanıcıların markaları sosyal medyada takip etme eğilimi giderek azalırken, 2030'da farkı yaratan nicelik değil, nitelik olacak. Karmaşık mesaj trafiğinin ortasında en değerli strateji; doğru kullanıcıya, doğru zamanda ve içerikle dokunabilmek.

(Getir Pazaryeri Genel Müdürü ve CMO'su Yasemin Şişik Çelikboy)
"YAPAY ZEKA DESTEKLİ KİŞİSELLEŞTİRME DÖNÜŞÜMÜN KALBİNDE YER ALIYOR"
Yapay zeka destekli kişiselleştirme ise bu dönüşümün kalbinde yer alıyor. Sosyal medyada kitlesel mesajlar geride kaldı, artık daha çok kişiselleştirilmiş içerik stratejilerine odaklanıyoruz. Farklı kullanıcı gruplarının ilgisine, ihtiyacına ve anlık moduna göre şekillenen dinamik içerikler üretiyoruz. Mesaj kalabalığı arasından sıyrılıp her kullanıcıya 'tam da bana göre' dedirtecek farklı görsel ve mesajlarla ulaşıyoruz. Bu samimi ve nokta atışı iletişim de markayla kullanıcı arasındaki güveni pekiştiriyor. Çünkü kullanıcı, Getir'in onu gerçekten anladığını hissediyor. 2030'a doğru ilerlerken tüm bu dönüşüm; sosyal medya stratejimizi takipçi sayısının ötesine geçerek daha fazla kişiselleştirilmiş, faydalı ve güvenilir bir kullanıcı deneyimi üzerine inşa etmemiz gerektiğini gösteriyor. Biz de stratejilerimizi bu hedef doğrultusunda şekillendirip; içerik ve sosyal medya süreçlerimizi kullanıcıya doğrudan fayda sağlayacak ve doğru deneyimi sunacak şekilde planlamaya devam edeceğiz.
TURKNET PAZARLAMA DİREKTÖRÜ SİMRU DELEN İPEK: SOSYAL MEDYA, DOĞRUDAN TEMASI GÜÇLENDİRECEK
2030'a giderken sosyal medyanın markalar için yalnızca bir iletişim kanalı olmaktan çıktığını görüyoruz. İçerik tükettiğimiz, ürün keşfettiğimiz, markaları araştırdığımız, tavsiye aldığımız, satın alma kararı verdiğimiz ve gerektiğinde destek istediğimiz alanlar giderek iç içe geçiyor. Dolayısıyla biz sosyal medyanın geleceğini yeni bir kanal olarak değil, müşteri yolculuğunun farklı aşamalarını birbirine bağlayan bir ekosistem olarak görüyoruz. Bu dönüşüm pazarlamanın rolünü de değiştiriyor. Artık mesele yalnızca doğru içeriği üretmek ya da yüksek etkileşim almak değil; sosyal medyada oluşan ilgiyi talebe, talebi deneyime, deneyimi de uzun vadeli bir ilişkiye dönüştürebilmek. Creator ekonomisinin büyümesi, sosyal ticaretin gelişmesi, toplulukların satın alma kararları üzerindeki etkisi ve yapay zeka destekli kişiselleştirme bu geçişi şimdiden hızlandırıyor.
KULLANICIYLA DOĞRUDAN TEMAS
Turknet olarak bizim açımızdan sosyal medyanın bir başka önemli değeri de kullanıcıyla kurduğu doğrudan temas. Buradaki konuşmalar yalnızca iletişim performansımızı değil; ürünümüzü, hizmet deneyimimizi ve hatta yeni fırsat alanlarını besleyebilecek çok güçlü sinyaller taşıyor. Bu nedenle sosyal medyayı iletişim, müşteri deneyimi, veri ve büyümenin birbirinden bağımsız çalıştığı bir alan olarak görmüyoruz.
Yapay zeka ile birlikte bu yapı daha da güçlenecek. Milyonlarca etkileşimi anlamlandırmak, ihtiyacı daha erken görmek, kullanıcıya daha kişisel ve bağlama uygun deneyimler sunmak mümkün hale geliyor. Ancak teknolojinin buradaki rolünün insan temasını ortadan kaldırmak değil, onu daha anlamlı hale getirmek olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla 2030'a giderken bizim için asıl dönüşüm, 'Sosyal medyada nasıl daha fazla görünürüz?' sorusundan 'Sosyal medyayı işimizin ve müşteri deneyimimizin ne kadar doğal bir parçası haline getirebiliriz?' sorusuna geçmek. Pazarlama stratejimizi de iletişimden ticarete, deneyimden topluluklara kadar bu bütünsel yapı üzerinden şekillendiriyoruz.

(Turknet Pazarlama Direktörü Simru Delen İpek)
GÜÇLÜ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İLİŞKİ
2030'un sosyal medya dünyasında bu üç unsurdan birini seçmekten çok, aralarındaki ilişkiyi doğru kurabilen markalar avantaj sağlayacak. Takipçi kitlesi erişimi, yapay zeka kişiselleştirmeyi, güçlü topluluklar ise güveni ve aidiyeti yaratıyor. Ancak erişimin giderek satın alınabilir, içeriğin ise yapay zeka sayesinde çok daha kolay üretilebilir hale geldiği bir dünyada, en zor kopyalanabilecek değerin güven olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle Turknet olarak odağımızı yalnızca daha büyük kitlelere ulaşmaya değil, ulaştığımız kitleyle daha güçlü ve sürdürülebilir bir ilişki kurmaya yöneltiyoruz. Kullanıcıyı iletişimin sonunda duran bir hedef kitle olarak değil; markayı deneyimleyen, geri bildirim veren, tavsiye eden ve gerektiğinde markanın en güçlü savunucusuna dönüşebilen aktif bir paydaş olarak görüyoruz.
GERÇEK BİR KİMLİK İLE DAHA FAZLA DEĞER
Yapay zeka ise bu yaklaşımın karşısında değil, onu ölçeklendiren en önemli araçlardan biri. Kullanıcıların ihtiyaçlarını ve ilgi alanlarını daha iyi anlamak, doğru kişiye doğru bağlamda ulaşmak ve milyonlarca etkileşim içerisinden anlamlı sinyalleri yakalamak açısından bize çok önemli fırsatlar sunuyor. Ancak kişiselleştirme arttıkça şeffaflık, güven ve markanın gerçek bir kimliğe sahip olması da daha değerli hale geliyor. Bu nedenle yatırımlarımızı tek bir alana kaydırmaktan ziyade, yapay zekanın sağladığı ölçek ve kişiselleştirmeyi, insan bağını ve güveni güçlendirecek şekilde kullanmaya odaklanıyoruz. Çünkü 2030'da farkı yaratacak şeyin yalnızca kaç kişiye ulaştığınız değil, ulaştığınız insanların ne kadarının markanıza güvendiği, onunla etkileşime geçtiği ve gönüllü olarak onu başkalarına taşıdığı olacağına inanıyoruz. Bu nedenle yatırımlarımızı tek bir alana kaydırmaktan ziyade, yapay zekanın sağladığı ölçek ve kişiselleştirmeyi, insan bağını ve güveni güçlendirecek şekilde kullanmaya odaklanıyoruz. Çünkü 2030'da farkı yaratacak şeyin yalnızca kaç kişiye ulaştığınız değil, ulaştığınız insanların ne kadarının markanıza güvendiği, onunla etkileşime geçtiği ve gönüllü olarak onu başkalarına taşıdığı olacağına inanıyoruz.
WATSONS TÜRKİYE TİCARET VE PAZARLAMA DİREKTÖRÜ CEM DEMİRÖZ: ÇİFT YÖNLÜ İLETİŞİM KURMAYA ODAKLANIYORUZ
Sosyal medya, bugün artık yalnızca iletişim kurduğumuz bir mecra değil; müşterilerimizle her gün buluştuğumuz, onları daha yakından tanıdığımız ve deneyimlerini geliştirdiğimiz en önemli platformlardan biri. Watsons Türkiye olarak sosyal medyayı, dijital mağazamız ve fiziksel mağazalarımızla birlikte bütüncül müşteri deneyiminin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. O+O (Online + Offline) stratejimiz doğrultusunda müşterilerimizin bize hangi kanaldan ulaştığından bağımsız olarak her zaman aynı deneyimi yaşamasını hedefliyoruz. Sosyal medya da bu yolculuğun önemli temas noktalarından biri. İçerik üreticileriyle gerçekleştirdiğimiz iş birlikleri, dünyadaki güzellik trendlerini hızla Türkiye'de sunmamız ve hedef kitlemize uygun ürün önerilerimizle müşterilerimizle güçlü bir bağ kuruyoruz. Müşterilerimize ilham veren içerikler sunmaya ve onlarla çift yönlü iletişim kurmaya odaklanıyoruz. Önümüzdeki dönemde de teknolojiyi ve veri odaklı çözümleri bu deneyimi güçlendirmek için kullanmaya devam edeceğiz.

(Watsons Türkiye Ticaret Ve Pazarlama Direktörü Cem Demiröz)
GÜVENE DAYALI MÜŞTERİ İLİŞKİSİNİ DESTEKLEYEN TEKNOLOJİ
Bizim için en değerli unsur, müşterilerimizle kurduğumuz güven ilişkisi. Güçlü bir müşteri deneyimi ve güvene dayalı iletişim, uzun soluklu müşteri bağlılığının temelini oluşturuyor. Bu nedenle Watsons Türkiye olarak yatırımlarımızı, güvene dayalı müşteri ilişkisini destekleyen teknoloji ve kişiselleştirme alanlarına yönlendiriyoruz. 13 milyona yakın kişiden oluşan Watsons Club ekosistemimiz sayesinde müşterilerimizin ilgi alanlarını ve alışveriş alışkanlıklarını daha iyi anlayarak onlara uygun kampanyalar, teklifler ve içerikler sunabiliyor, her temas noktasında daha kişisel bir deneyim yaşatabiliyoruz. Yapay zeka ve veri analitiğini ise bu deneyimi daha anlamlı ve kesintisiz hale getiren araçlar olarak değerlendiriyoruz. Teknoloji ise bizim için müşterilerimizi daha iyi anlamanın, onlarla daha güçlü bağ kurmanın ve her temas noktasında değer yaratmanın bir yolu.
KARACA KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ SERAY ANIL EKŞİ: DİKKAT, ÖZGÜNLÜK VE GÜVEN DAHA DEĞERLİ HALE GELECEK
Sosyal medyadaki dönüşümün bugünden başladığını görüyoruz. Sosyal medya artık yalnızca mesajımızı ilettiğimiz bir iletişim kanalı değil; tüketicinin keşfettiği, ilham aldığı, ürünler hakkında fikir edindiği ve markayla etkileşime geçtiği bütünsel bir temas alanı. Yorumlardan kullanıcı içeriklerine kadar sosyal medyadaki etkileşimler, tüketicinin beklentilerini daha yakından anlamamız için önemli içgörüler sağlıyor. Bu nedenle yaklaşımımız da yalnızca içerik yayınlamaktan; dinleyen, öğrenen ve etkileşim kuran bir yapıya doğru gelişiyor. Karaca olarak sofra kültüründen kahve ritüellerine, yemek hazırlamaktan ev yaşamına kadar hayatın pek çok anına dokunuyoruz. Sosyal medyanın değerini de ürünü göstermenin ötesinde, onun hayatın içinde nasıl bir deneyime dönüştüğünü anlatabilme gücünde görüyoruz. 2030'a doğru içerik, müşteri deneyimi ve ticaret arasındaki sınırların daha da yakınlaşacağını; başarının ise erişimin yanı sıra etkileşim, güven ve deneyimle değerlendirileceğini düşünüyoruz.

(Karaca Kurumsal İletişim Direktörü Seray Anıl Ekşi)
ÜRÜNDEN YAŞAMIN İÇİNDEKİ DENEYİME
2030'a giderken sosyal medyada dikkat, özgünlük ve güvenin daha değerli hale geleceğini düşünüyoruz. Yapay zeka içerik üretimini, analiz süreçlerini ve kişiselleştirmeyi geliştirdikçe, asıl farklılaşma alanının tüketiciye anlamlı bir deneyim sunmak ve güven ilişkisi kurmak olacağına inanıyoruz. Bu nedenle takipçi sayısı bizim için tek başına bir başarı göstergesi değil. Asıl değer, toplulukla kurulan ilişkinin niteliğinde oluşuyor. Yapay zekayı ise bu insani bağın alternatifi değil, onu daha anlamlı ve verimli hale getiren bir araç olarak değerlendiriyoruz. Teknolojinin sağladığı içgörü ve kişiselleştirme olanaklarıyla güçlü toplulukları birbirini tamamlayan bir stratejinin parçaları olarak ele alıyoruz. 2030'a doğru öne çıkacak markaların, teknolojiyle insan arasındaki dengeyi doğru kurarak güveni sürdürülebilir biçimde geliştiren markalar olacağını düşünüyoruz.