TARIM 4.0
05 Nisan 2021 16:17
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Mikdat Kadıoğlu: Türkiye acilen yağmur suyu seferberliği başlatmalı

Küresel iklim değişikliği ile birlikte şiddetlenen kuraklık, nüfus, tarım ve sanayinin artan su ihtiyaçları yüzünden dünyada alternatif su kaynakları ve yönetiminde arayışlar başladı. Özellikle de yağmur sularının yollara ya da kanalizasyona akması, artık kabul edilemez bir durum...

Mikdat Kadıoğlu: Türkiye acilen yağmur suyu seferberliği başlatmalı

Hem Türkiye'nin nüfusu, hem de sanayi amaçlı ve kişi başına su kullanımı giderek artıyor. Ayrıca yağmur sularının hızla akışa geçmesi nedeniyle kent sellerinde de önemli artış var. Devlet Su İşleri'ne göre 2023 yılında Türkiye, kullanılabilir tatlı su miktarının tümünü kullanmak durumunda kalacak. Şu anda Türkiye 'su stresi' yaşayan ülkelerden biri konumunda. Daha da vahimi ülkemiz, 2030 yılında 'su sıkıntısı', 2050 yılında ise 'su fakiri' bir ülke olmaya aday...

TARIM, ETKİLENECEK İLK SEKTÖR

Meteorolojik ölçümler, diğer bir deyişle yağışların azlığı kuraklığın ilk işareti... 1 Ekim 2019-1 Ekim 2020 su yılının başından bu yana yağış miktarının düşük olması, meteorolojik kuraklığa işaret ediyor. Kuraklık devam ederse tarımsal kuraklık, meteorolojik kuraklıktan hemen sonra oluşur. Böylece tarım, kuraklık tarafından etkilenen ilk ekonomik sektör olur. Yağışların akışa geçerek nehir ve göllerin su seviyeleri etkilemesi belli bir zaman alır. Böyle giderse içme ve kullanma su sıkıntıları ile birlikte tarımsal ve hidrolojik kuraklığın sonuçları zamanla sosyo-ekonomik kuraklık olarak kendini gösterir.

1915, 1930'lu yıllarda ve 1970-1974 arası Türkiye ciddi bir kuraklık tehlikesi geçirmişti. 1980'lerin sonlarında da İstanbul'da yaşanan kuraklıktan dolayı büyük sıkıntılar çekmiştik. 2011 yılında Suriye'de ortaya çıkan iç karışıklığın temelinde de üst üste birkaç yıl süren kuraklık vardı.

DÖRT ADET ÇÖZÜM

Dünyada giderek krize dönüşen su krizini çözmek için mevcutta dört adet çözüm bulunuyor. Bunlardan ilki, tatlı su varlıklarının her damla suyunu kullanmak (yağmur hasadı), gri su kullanımı ve su verimliliği artırmak. İkincisi su arzını artırmak. Üçüncüsü suyu ve su hizmetlerini kamu alanından çıkartmak yönelik ticarileştirici ve özelleştirici tedbirler almak ve sonuncusu ise suyun fiyatını artırmak. Tam da bu noktada yağmur suyu; distiledir, yumuşaktır, doğal bir gübredir, tuz oranı çok düşüktür ve bedavadır.

YAĞMUR SUYU HASADI

Yağmur suyu atık su muamelesi görmeden, basit bir arıtma ile evsel kullanıma sunulabilir. Böylece daha az enerji ve masrafla merkezi arıtma sistemine kadar taşınmadan toplandığı yerde arıtılıp kullanılabilir. Ya da herhangi bir arıtma ve taşıma gerekmeksizin bağ, bahçe ve tarlalarda kullanılabilir. Yani yağmur suyu hasadı dediğimiz şey, yağmur suyunun akması için bırakmak yerine, yeniden kullanım için yerinde biriktirilmesi ve depolanması anlamına geliyor. Bu noktada özellikle binaların çatılarından gelen yağmur sularını sarnıçlarda depolayıp kullanım suyu olarak değerlendirilmesine yönelik düzenlemelerin yapılması şart.

YAĞMUR HASADININ ÜSTÜNLÜKLERİ

* Projenin büyüklüğüne bağlı olmakla birlikte yatırım ve işletme maliyeti genelde düşüktür.

* İnşaatı ve işletilmesi kolaydır.

* Sorumluluk bireysel/tekil sistemlerde mal sahibine aittir.

* Mevcut su temin sistemi ile bütünleştirilebilir.

* Sisteme adaptasyon kolaydır.

* Diğer su temin projeleri ile karşılaştırıldığında olumsuz çevresel etkileri daha azdır.

* Elde edilen su bedelsizdir.

* Elde edilen su kullanım yerine yakındır.

* Elde edilen su diğer su teminlerine kıyasla çok daha kalitelidir, arıtmaya gerek duymaksızın yeniden kullanılabilir.

* Mevcut su kaynaklarının korunmasına yardımcı olur.

* Acil durumlarda (deprem, ani susuzluk, vb.) durumlarda rahatlıkla kullanılabilir.

* Sel riskini azaltarak alıcı ortamlara taşınacak kirlilik yükünü azaltır.

TARİHİ BİZANSLILARA DAYANIYOR

Tarih boyunca bu topraklarda yaşayanların susuz kalma tehlikesine karşı yağmur suyunu depolayıp saklamak için özellikle kapalı sarnıçlara önem verdiği biliniyor. Bizanslılar bununla da yetinmemiş ve bazı binaların kendi su ihtiyacını kendisi karşılaması için yan duvarlarını su geçirmez sıva ile sıvayıp sarnıç haline getirmiş. Aslında bu, Anadolu'da da çok eskiden beri kullanılan bir yöntem. İstanbul'da tespit edilebilen 80 kadar irili ufaklı çok sayıda sarnıç var. Su tasarrufu ayrıca Osmanlı döneminde de var. En bilinen örneklerden biri de 18'inci yüzyıl sonunda III. Mustafa'nın su ve odun sarfiyatını önlemek amacıyla hamam yapımını yasaklayan bir ferman çıkarması...

PEKİ, TEK ÇÖZÜM BU MU?

İstanbul, Ankara vb. büyük şehirlerimiz, bugün kendi kendine yetemeyen, suyu, toprağı ve enerjisiyle başka coğrafyaları sömüren bir dev haline geldi. Yağmur suyunu mahallelerde toplamak tek çözüm olamaz elbette. Kuraklıkla başa çıkmak için aynı zamanda su havzalarının korunması, yağmur suyunun toprakla buluşmasını engelleyecek uygulamalardan uzak durmak gerek. Çünkü bu tür uygulamalar, yağmur suyunun toprağa sızmasını engelliyor ve yeraltı sularının beslenmesini de önlüyor. Zaten az olan suyun baraj havzalarına yönlendirilmesi için havzaların amaç dışı kullanımının önlenmesi gerek. Bu nedenlerden dolayı bugün Türkiye'deki susuzluğun nedeni sadece kuraklığa bağlanamaz. Çözüm, her şeyde olduğu gibi yerleşim planlarını da doğanın taşıma kapasitelerini göz ardı etmeden yapmak. Bu bakımdan kentlere olan yığılmaları önlemenin yolu, dengeli bölgesel planlamadan geçiyor. Ayrıca kırsalda yaşayanların refahının artırılması ve onlara bu konuda destek olunması da şart.

EN ÇOK OKUNANLAR