DİGİTAL TREND
01 Nisan 2020 17:59

Açık bankacılıkta zorluklar ve fırsatlar bir arada

İkinci panelin konusu; Dijital Dönüşümde Fırsatlar’dı. Ziraat Teknoloji Genel Müdürü Osman Tanaçan’ın moderatörlüğünü yaptığı ikinci panele konuşmacı olarak Denizbank Genel Müdür Yardımcısı Dilek Duman, Akbank Genel Müdür Yardımcısı İlker Altıntaş, HPE Türkiye Hibrit Bt Çözümleri Yöneticisi Mert Sarıkaya ve Softwareone Turkey Satış Direktörü Osman Kayhan Katıldı

Açık bankacılıkta zorluklar ve fırsatlar bir arada

Osman Tanaçan: İkinci panelimizde geleceği konuşacağız. İlk olarak sözü İlker Altıntaş’a vermek istiyorum. İlker Bey önümüzdeki 10 yılda bankacılıkta neler olacak? Açık bankacılık kavramı oluştu; burada ne gibi zorluklar var ve bu konu nasıl gelişecek?

İLKER  ALTINTAŞ: Geçmiş 10 yılın değişim hızıyla, gelecek 10 yılın değişim hızı birbirinden çok farklı. Geçtiğimiz 10 yılda olan değişikliklerin büyük ihtimalle tamamını birkaç yıl içinde göreceğiz. Kısa vadede gündemimizi en çok meşgul eden yapay zeka ve makine öğrenmesi olacak. Bunu birkaç parçaya ayırmak mümkün. Bir tanesi veri ile beraber verinin işlenmesi, veriden iç görü, öneri ve aksiyon oluşturulması noktasında çok gelişme var.  Artık tüm sektörler veri ile şekilleniyor. Yapay zekanın altında bilişsel sistemler diyebileceğimiz yüz tanıma, göz tanıma, konuşma anlama, doğal dil işleme, chatbot’lar gibi  alanlar bizim bütün bilgi sistemleri ile olan etkileşimimizi değiştiriyor. Önümüzdeki 10 yılda bu kavramlar biyometri teknolojileriyle desteklenmiş şekilde giyilebilir olarak üzerimizde bulunacak. Son olarak yapay zekanın içinde chatbot’ların dışında verimliliğe faydası olacak unsur robotik yazılımlar; bu konu da gelişecek. Diğer alanlara baktığımız zaman artırılmış gerçeklik veya sanal gerçeklik, etkileşim yöntemimizin değişiminin bir ayağı olacak. Halihazırda var olan bu teknolojiler yaşamımızın içine daha çok girecek. Bankacılık aslında hayatın içine tamamı ile yayılmış, ihtiyaç duyulduğu anda o servislere ulaşılan bir noktaya geldi ve bu gidişat hızlanacak. Bir diğer önemli değişim de, açık bankacılık. Bununla birlikte bankalar olarak klasik banka formundan çıkacağız. Ekosistemlerin bir parçası olarak 3. partilerle birlikte geliştirmiş olduğumuz değer zincirlerinin bir parçası olarak hayatın içine çok daha kolay entegre olabilir, kolay ulaşılabilir servisler haline dönüşeceğiz. Ekosistem platformlarının üzerinde bankalar, sigortalar, sağlık, perakende sektörü oyuncuları vb. olacak. Toplam değer zincirinin tamamı bu platformların üzerinden akacak ve bankalar da bunun bir parçası olacak. İlerleyen aşamalarda bu değişimin yanına blok zincirini de ekleyeceğiz. 

Biraz önce bahsi geçen teknolojiler hızla yaygınlaştığında arkasından da blok zinciri teknolojisinin uygulamalarını göreceğiz diyebiliriz. Bilgi güvenliği, bilgi gizliliği ve buradaki artan tehdit ve artan veri uzayı ile beraber bunun çevresindeki yapay zeka ve biyometrik teknolojiler büyük rol oynayacak diye düşünüyorum. Açık bankacılık kavramını sadece API’lerle açıklayamayız. Geleneksel süreçlerimizi de göz önüne aldığımızda bunun bir altyapı ve güvenlik bacağı; bir uygulamalar ve süreçler bacağı var. 

Bugün hepimiz uygulamalarımızı buluta hazır hale getirmek için büyük programlar başlattık. Bunlarla beraber uygulamalarımız dönüşüyor, süreçlerimize uçtan uca bakıyoruz. Ürünlerin tamamen yeniden kurgulanması ve karar mekanizmalarının anlık hale getirilmesi açık bankacılıkta başarılı olmak için yapılması gerekenler olarak öne çıkıyor. Bunları yapabilmemiz için de çalışma modelimizin açık bankacılıkta iş birliği yapacağımız iş ortaklarımızın temposuna, ritmine uyum sağlaması gerekiyor. Dolayısıyla açık bankacılığın en önemli özelliği, o ekosistemlerin içinde, o değer zincirinin bir oyuncusu olabilmek diye düşünüyorum.  

> Osman Tanaçan: Açık bankacılık, bankacılık için iyi bir gelişme mi? Açık bankacılık, geleneksel bankacılık yapan bizler için ne gibi fırsatlar sunuyor?

DİLEK DUMAN: Açık bankacılık olmasa hayat ne güzel olurdu diyebiliriz ama aslında bizim daha öncelikli sorunlarımız var. Bunlardan biri devasa kadrolara sahip olmamız. Binlerin üzerinde insan kaynağı çalıştırıyoruz ancak yine de yetmiyor ve yeni kaynak bulmaya çalışıyoruz. Çünkü bizden istenen proje ve uygulama sayısı her geçen gün artıyor. Diğer taraftan regülasyonlar da var. Regülasyonlar çok hızla çıkıyor ve bizim çok hızlı uyumumuz bekleniyor. Bu da üzerimizde ciddi bir yük anlamına geliyor. Kısır döngüden çıkmamız gerek. Bunun yolu ekosistemlerden geçiyor. Bankalar olarak hem birbirimize destek vermemiz hem de ekosistemlere, startup’lara kendimizi açmamız gerekiyor. Ancak ekosistemleri ve API’ları kurmak da o kadar kolay değil. Altyapılarımızı yeniliyoruz, bunu yaparken güvenlik boyutunu da unutmuyoruz.  

Ekosistemin içine girerken entegrasyon süreçlerinin çok kolay olması; bizlere, entegre olacak startup’lara ilave yük oluşturmaması gerekiyor. Startuplar entegre olacakları her kurum için ayrı yazılımlar yapmak durumunda kalmamalı; bu çok maliyetli ve sürdürülmesi zor bir model. Şu an Türkiye’de API, açık bankacılık konuşuyoruz ama aslında bir standarttan konuşmuyoruz. Standartlar belli olsa; örneğin bir startup bir bankaya gittiğinde ‘müşteri bakiyesi’ uygulamasını aynı yapıda alabilirse; bir başka bankaya gittiğinde de aynı uygulamayı çalıştırabilse bu ekosistemin ve startup’ların güçlenmesini sağlayacaktır. 

Dünya ekosistem ve API  konusunda daha hızlı ilerliyor. Startup’ların yatırım için kaynak bulması, ürünlerini satabilmesi ABD ve Avrupa’da daha kolay. Bizim de Türkiye'deki startup’larımızı alıp dışarıya açmamız gerekiyor. 

DenizBank olarak, şu an 200'den fazla API’ımız dışarıya açık.  Startup’ları yanımıza alıp birlikte yapalım, birlikte ekosistem kuralım diyoruz; bunun yollarını arıyoruz. Intertech olarak 11 ülkede, 53 finans kurumuna çözüm sunduğumuz için oluşturduğumuz çözümleri hem Türk bankalarına hem yabancı bankalara sunabiliyoruz. Böylece startup’lara da daha çok sayıda müşteriye maliyetsiz ulaşma fırsatı sunmuş oluyoruz. 

Açık bankacılıktaki en büyük zorluklardan biri (teknolojiyi bir şekilde aşıyoruz) iş modelleri oluşturmak. Müşterinin hayatının içine giren, hayatının bir parçası olabileceğimiz uygulamalar, hizmetler geliştirmemiz gerekiyor. Bu uygulamaların da sadece bankacılık değil müşterimiz ne yapıyorsa (müzik dinlemek, oyun oynamak, film izlemek, alışveriş, eğitim almak vb.) onun bir parçası olabilmekten söz ediyoruz. 

Kısacası, arkada müşterimize sunacağımız bankacılık hizmetinin görünmez olması gerekiyor.  Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde müşteri ödeme işlemlerini yapmak için bankaya gelmeyecek veya mobil uygulamalarımızı kullanmakla uğraşmak istemeyecek, bunun yerine günlük yaşamında ne yapıyorsa o sırada ödemenin de 'seamless' olarak yapılmasını bekleyecek. 

> Osman Tanaçan: Önümüzdeki 10 yılda teknolojide ve finans tarafında özellikle ne gibi farklılıklar, majör değişiklikler olabilir? Gerçekten de görünmez bankacılığa doğru mu gidiyoruz?

MERT SARIKAYA: Önümüzdeki 10 yılın nasıl olacağını öngörmek zor. Ancak değişim hızının çok artacağını söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemin bankacılığını belirleyecek parametrelerden biri 2030’lu yıllarda finansal kurumların değişecek olan müşteri demografisi ve yeni gelen müşteri kitlesinin beklentileri. Z Kuşağı'nın en yaşlı üyeleri bugün 24-25 yaşında ve 10 yıl sonra 34-35 yaşlarına gelmiş, kariyerlerinde ilerlemiş ve finansal ürünleri çok kullandıkları bir dönemde olacaklar.  Dolayısıyla, bu kuşağın alışkanlıkları ve beklentileri geleceğin bankacılığının şekillenmesinde rol oynayacak. Banka müşterisinin temel olarak aradığı basitlik, güvenin yanı sıra müşterisiyle duygusal bağ kurabilen yüksek düzeyde kişiselleştirilmiş bir banka hizmetinin olacağını öngörüyorum. 

Müşteri demografisinin yanında ikinci boyut, ekosistem. Fintech’ler inovasyonda çevikliğin getirdiği avantajı kullanarak belirli alanlarda finansal hizmetler sunmaya başladı ve finans ekosistemine yeni oyuncu olarak girdi. Bizler Fintech’ler ile klasik oyuncuların ilişkisini tartışırken ekosisteme Techfin’ler girdi. İnternet dünyasındaki bu büyük oyuncular ciddi müşteri/kullanıcı bazı ve verisi gücünü arkalarına alarak belli finansal hizmetleri sunma veya bankalarla işbirlikleri yapma noktasına gitmeye başladılar.  

Bütün bunların yanı sıra regülasyonlar da üçüncü bir parametre. Özet olarak, teknolojideki gelişmeler, değişen müşteri profili, yeni finansal ekosistem ve regülasyonlar finansal hizmetler sektörünün geleceğini şekillendirecek. 

Bütün bunların teknolojik yansımasına bakacak olursak yapay zeka ve büyük veri analitiği kişiselleştirilmiş hizmetlerin temel motoru olacak.  Yapay zekanın kullanımı sadece müşteri deneyimi ile kısıtlı kalmayıp arka tarafta da süreç otomasyonu, risk yönetimi, fraud yönetimi, siber güvenlik alanlarında da kendine çok daha geniş yer bulacak.  

Müşteri deneyimi açısından hem fiziksel hem de online ortamda arttırılmış gerçeklik ve sanal gerçekliğin farklı boyutlarda değişik bir deneyim sunmasını bekliyoruz.

Getirdiği güvenlik, maliyet avantajı, şeffaf olması, süreçleri hızlandırması ve efektif hale getirmesi blok zincirinin önümüzdeki dönemde kendine daha fazla yer bulması öngörülüyor. 

Son olarak bulut hizmetlerine geçiş. Artık çoklu buluta doğru gidiyoruz. Regülasyonların biraz daha gelişmesi, düzenlenmesi ve özellikle ekosistemin genişlemesi ile birlikte sadece bankaların olduğu değil fintech ve techfin’lerin, diğer başka oyuncuların biraraya gelmesiyle birlikte bulut daha fazla önem kazanacak. 

> Osman Tanaçan: SoftwareONE teknoloji geliştiren tarafta yer alıyor. Sizin gözünüzle önümüzdeki 10 yılda ne gibi teknolojiler hayatımızda olacak ve finans dünyasını nasıl etkileyecek?

OSMAN KAYHAN: SoftwareONE olarak yazılım yaşam döngüsü içerisinde planlamadan operasyona kadar birçok alanda farklı çözümler sunuyoruz. Hem BT hem açık kaynak hem de bilgi güvenliği çözümleri sağlamada farklı iş ortakları ile birlikte hareket ediyoruz. Dijital dönüşüm yolculuğunda şirketlere uçtan uca çözümler sunuyoruz 

Internet ve sonrasında özellikle son 10 yılda sosyal medya ve mobilin etkisiyle çok hızlı bir değişim yaşadık. Önümüzdeki yıllarda daha da hızlı değişimler ve yenilikler bizi bekliyor.Müşterilerimiz  artık bizden daha hızlı ve daha fazla yenilik talep ediyor. Bizler de müşterilerimizin bu beklentilerini  karşılamak için yine teknolojiden yararlanıyoruz. Önümüzdeki 10 yılın önemli konularından biri açık bankacılık olacak. Bunun yanı sıra yapay zeka, robotik süreç otomasyonu, blok zinciri, hibrit bulut önümüzdeki yıllarda konuşacağımız diğer teknolojiler arasında.

Robotik süreç otomasyonu uygulamaları dünyada her yıl ortalama yüzde 30 artıyor. Yapay zeka ile birlikte robotik süreç otomasyonu ürünleri daha da akıllanacak.  Artık süreç keşif robotları otomasyona uygun süreçleri belirleyebiliyor. 

2022’ye kadar yapay zeka kullanımının artmasıyla ‘Hyperautomation’ kavramı hayatımıza girecek. RSO tamamlayıcı uygulamalar ile birlikte çalışarak kurumlara daha fazla katma değer sağlayacak.

Robotik süreç otomasyonu göründüğünden daha karmaşık bir yolculuk. Kurumlar bu yolculuğa başlarken; ‘kurumsal stratejimiz ne olmalı, yol haritamız ne olmalı, bu işin yönetişimi nasıl olur, KPI’larımızı nasıl belirleriz, bu işin işletim modeli nasıldır, içeride yetkinliği nasıl artırırım, bu işin iyi kullanım örnekleri nelerdir, riskleri nelerdir, riskleri nasıl kontrol altına alırım, regülasyonlar bu işi nasıl etkiler?’ gibi bir çok sorunun yanıtlanması gerekiyor. Bu noktada  RSO’yu hayata geçirmek için üründen daha çok doğru yaklaşım, doğru iş ortağı ve bilgi birikimi önemli hale geliyor.  

Bir başka gelişen alan bulut. Birçok finans kurumu özel bulut platformlarını kullanmaya başladı.  Yeni uygulamalar artık, buluta hazır ve mikro servis mimaride yazılıyor. Eski uygulamalar ise yavaş da olsa yeniden tasarlanarak dönüştürülüyor. Hızlı teslimat ve operasyon için DevOps yaklaşımları benimseniyor ve DevOps pipeline’ları oluşturuluyor. Bu aşamada güvenlik çok önemli. DevOps süreçleri mutlaka başından itibaren güvenlik bakış açısıyla  tasarlanmalı. Konteyner platformları da tasarlanırken yine güvenlik konuları tasarım aşamasında planlanmalı. Güvenlik ekiplerinin yeni dünyayı öğrenmeleri çok önemli. 

Çünkü burda tamamen farklı yapılar ve çalışma şekillerinden bahsediyoruz. Yine aynı şekilde uygulama geliştiricileri de yeni dünyayı ve yeni mimaride çalışma şeklini biliyor olmalılar. Biz bugüne kadar birçok dönüşüm projesi gerçekleştirdik ve en zorlanılan noktanın kültürel dönüşüm olduğunu yaşarak gördük. Diyebiliriz ki kültürel dönüşümü başlatmadan teknolojik dönüşümü yapmak oldukça zor.Dönüşüm yolculuğunda kurumlar hem geleneksel uygulamalarını hem de yeni nesil uygulamalarını bir arada kullanıyor. Gartner’in Bimodel IT yaklaşımı benzer BT yapılarını tanımlıyor. Bu yaklaşımda birinci modelde temel sistemlerle ilgili projeler ve regülasyona tabi kritik ana verileri tarif ediyor. 

Burada geleneksel, özel uzmanlık gerektiren yavaş yazılım döngüleri söz konusu. İkinci modelde ise inovasyona yönelik ve iş modellerini farklılaştıracak projeleri tarif ediyor. Burada hızlı ve sık güncellenen geliştirme döngüleri ile Agile ve Devops yaklaşımları söz konusu.

Birçok kurum hâlâ izleme sistemlerini iyileştirme ve merkezileştirme için çalışıyor. Ayrıca AIOps ile  sorunların önceden tahmin edilerek önlenmesi için bize önemli faydalar sağlıyor. 

Buna paralel olarak hizmet yönetim sistemleri daha akıllı hale geliyor ve verimliliği artırıyor. Otomasyon konusunda ise hâlâ  alınacak çok yol var. Bu sistemler birlikte kapalı devre olarak çalışarak hayatımızı çok daha kolaylaştırabilirler.

Türkiye'de de finans tarafında en zorlandığımız kısımlar regülasyonlar ve bulut teknolojilerini regülasyonlara uydurmak oluyor. Bunun çözümü özel bulut platformlarını kurarak uygulamalarımızı, mimarilerimizi buluta hazır hale getirip regülasyonlar biraz daha uygulanabilir noktaya geldiği zaman hızlı bir şekilde bu yeni teknolojileri kullanıma almak yönünde çözümlerimizi sunuyoruz. 

> Osman Tanaçan: İşin biraz da ekonomi boyutunu konuşalım isterim. Yeni teknolojilerin bilançolara, kârlılığa, verimliliğe katkısı oluyor mu, bunu nasıl sağlıyorsunuz?

İLKER ALTINTAŞ: Her teknolojinin kısa vadede mutlaka ekonomik katkısı oluyor diyemeyiz. Bazı projelere bir inovasyon çalışması olarak bakılmalı. Tanımı gereği denemek, belki de yanılmak gerekiyor ki öğrenebilelim ve öğrendiklerimizden ders çıkarıp tekrar ileriye doğru bir hamle daha yapabilelim. Yeni teknolojilerle ve fintech’lerle birlikte çalışırken yüzde 100 kazanacağız diye bakmamalıyız; birlikte ‘kazan-kazan’ modelini hayata geçirmenin yollarını aramalıyız. 

Banka olarak bazı kritik alanlarda yaptığımız çalışmaların finansal sonuçlarını gördük.  Örneğin, kredi alanında çalıştığımız bir fintech ile beraber, çok daha sağlıklı bir kredi portföyü oluşturabileceğimizi, kredi skorlama mekanizmamızı bu teknoloji ile değiştirebileceğimizi kavram kanıtlama çalışmalarımızda görmüştük. Arkasından da bu çözümü bütün kredi sistemlerimizde uygulamaya başladık ve çok olumlu sonuçlar elde ettik. Alışageldiğimiz skorlama ve analitik sistemleri bırakıp yapay zeka ve makine öğrenmesi temelli sistemlere doğru gidiyoruz. Elbette bunların kontrol mekanizmaları ve daha önceki modellerle kıyaslamaları yapılarak ilerlendi.  Bunun yanı sıra başka bazı uygulama alanlarımız var. 

Örneğin, müşterilere içgörü oluşturmaya yönelik bir başka fintech ile iş birliği yapıyoruz. Müşterilerimizden olumlu geri bildirimler alıyoruz. Açık bankacılık konusunda son olarak şunu belirtmek istiyorum: 10 yıl önce İngiltere'de açık bankacılık ortaya çıktığında bankalar bu işe farklı arayüzlerle başladılar; sonra standardizasyona gittiler. Açık bankacılık alanında ülke olarak bir standardımız yok ve gelinen nokta itibariyle bu işin teknik çerçevede standardize edilmesi ihtiyacı var. Ana paydaşlar olarak da bunu bizim gerçekten belli bir noktaya getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. 

Standardizasyon tekrar büyük bir iş gereksinimini ortaya çıkaracak. Açık bankacılık tarafına geçecek olan bankaların fintech’lerle çalışma noktasında bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor. ‘Müşteri bizimdir, ürün bizimdir’ düşüncesinden çıkıp ‘müşterime, birlikte nasıl bir değer sunabiliriz’ önermesine geçmeleri gerekiyor.

> Osman Tanaçan: DenizBank olarak API stratejiniz ile ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı? Ayrıca insan kaynağı konusunu biraz daha açalım. Bankalar Birliği nezdinde bu konuda sizin çok güzel bir inisiyatifiniz var; bu girişimden de bahseder misiniz?

DİLEK DUMAN: Öncelikle ekosistem tarafında şunu söyleyeyim. Techfin’ler hayatımıza girdi ve bugün çok ciddi tehdit oluşturuyor. Düşünün; Trendyol’un BT bölümünde bin 400 kişi çalışıyor. Bu da gösteriyor ki, yakın zamanda biz onlarla rekabet edeceğiz. Ancak bunu nasıl yapacağımızı henüz bilmiyoruz. O anlamda bu ekosistem ve API tarafında daha hızlı gitmemiz gerekiyor. Startup’ları çok daha fazla desteklememiz gerekir. 

Eğitim konusuna gelirsek, hepimiz BT elemanı arıyoruz ve istediğimiz nitelikte eleman maalesef bulamıyoruz. Bulduklarımızı da alıp yetiştirmek durumunda kalıyoruz. Çünkü çok iyi üniversitelerden mezun olsalar bile ihtiyacımız olan teknolojileri orada öğrenmeden geliyorlar. 

Bu noktada (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) BDDK'nın da destekleriyle Türkiye Bankalar Birliği’nde bir program başlattık. Bankalarımıza şunu soruyoruz: Hangi konuda teknik elemana ihtiyacınız var? Şu an bir envanter toplanıyor. TBB’de eğitim programları var ve o eğitim programlarından bir kısmı da teknik eğitimler olacak.  Bankaların taleplerine göre ihtiyaç duyulan teknik eğitimler önceliklendirilecek ve eğitim içeriklerini de çalışma grupları ile birlikte tasarlayacağız. 

Böylece bilgisayar mühendisliği mezunu ama bizim ihtiyaç duyduğumuz konularda yeterli görmediğimiz kitleyi eğitme şansımız olacak. Hem de örneğin işletme ya da STEM mezunu bireyler de bu teknik eğitimlerden geçebilecek. Ülkemizdeki işsizlik oranı çok yüksek, yüzde 13’lerde. Mezunlar iş bulamıyor, biz de eleman bulamıyoruz. TBB’deki bu teknik eğitimler büyük önem taşıyor. Bu noktada tüm bankaların desteği çok önemli; sadece eğitim vermek yetmiyor bu gençlere koçluk yapmak ve aldığı bilgileri pratik hayata geçirebilmek için staj imkanı sağlamak da çok kritik önemde. 

> Osman Tanaçan: Geleneksel sistemleri yeni teknolojilere taşırken ya da siz bir teknoloji sağlayıcı olarak bu hizmeti verirken zorluklarla, dirençlerle ya da regülatif bazı sınırlarla karşılaşıyor musunuz?

MERT SARIKAYA: Türkiye'deki bankacılık ve finans sektörüne baktığımızda gerçekten inovatif bir yapı ile karşılaşıyoruz. Açık bankacılık, çoklu buluta hazır olma, uygulama yaşam döngülerinin ciddi olarak kısalması ve konteyner tabanlı mimariler bugünün öne çıkan konuları ve yeni jenerasyon uygulamaların gelişimini beraberinde getiriyor.

Geçtiğimiz 10-15 yıl boyunca CIO’larımız altyapıyı basitleştirmek, kaynakları daha efektif kullanmak ve siloları yıkmak için uğraştılar. 

Bir dönüşüm projesi bir bankada 3 ile 5 yıl arasında gerçekleştiriliyor. Bu süreç boyunca hem geleneksel uygulamaları hem de yeni jenerasyon uygulamaları birlikte çalıştırmak ve yeni siloların oluşmasını engelleyecek modern altyapılara yönelmek gerekiyor.

İkinci konu makine öğrenmesi ve büyük veri analitiği. Geleneksel DevOps süreçleri ne yazık ki burada yetersiz kalıyor. Çünkü bugüne kadar işin içinde olmayan model ve veri bileşeni devreye giriyor. Burada da makine öğrenmesi operasyonları, MLOps, gibi konular önem kazanıyor. 

Bunun yansıması da altyapı tarafında karşımıza çıkıyor. Topladığınız farklı formatlardaki veriyi alıp hızlıca makine öğrenmesi ortamınıza yükleyip daha sonra da onu hızlı işlemeniz gerekiyor. Bu açıdan baktığınızda önümüzdeki dönemdeki en büyük zorluklardan biri bu tür altyapılara hazır olmak ve bu altyapıların üzerinde çalışan uygulamaları da hızla geliştirmek, sonrasında kullanıma sunmak için o süreci yönetmek kritik hale geliyor.

Biz de HPE olarak sunduğumuz çözümler ile hem altyapı tarafında hem de platform tarafında kullanıcılarımıza zorlukları aşmak için yardımcı olmaya, hayatlarını kolaylaştırmaya çalışıyoruz. 

OSMAN TANAÇAN: Panelimizde ortaya çıkan ana başlıkları şöyle özetleyebilirim: Bankalar gelecekte görünmez olacaklar. Sektörel sınırlar da giderek yok oluyor.

Bir şirketi, gelecekte yalnızca bir teknoloji şirketi ya da banka ya da perakende şirketi olarak görmeyeceğiz. Devasa ekosistemlerin içerisinde bankalar da arkada görünmez bir rol oynayacaklar; finansal işlemleri yapan unsurlar olacaklar. 

Bir başka konu da yeni kuşağın davranışlarına yönelik kişiselleştirme öne çıkıyor. Bugün artık her müşteri bankalar için ayrı bir segment niteliğinde. 

Her müşteriyi ayrı bir segment haline getirebilmek için veriden yapay zekaya, API’dan bulut teknolojisine kadar her teknoloji ve uygulamayı kullanmak gerekiyor. Hangi sektör olursa olsun şirketlerin BT organizasyonları yetersiz kalacak. Bunun için de fintech’lere, başka kurumlara ihtiyaç olacak. 

10 yıl sonra insanların bankacılığa yine ihtiyacı olacak ama bankalara ihtiyacı olmayacak. Çünkü artık banka başka bir şey olacak; perakende şirketi banka gibi davranacak, belki bankalar da perakendeciliğe girer. 

Önümüzdeki dönemin neler getireceğini hep birlikte yaşayacağız.

EN ÇOK OKUNANLAR